İkinci maksadın vech-i in'ikâsı: Üç kaideden tezâhür eder.
1. Sultanlar dâima halkın, cemâatin, ordunun sonunda çıkarlar.
2. Nev'-i beşerde tekemmül vardır. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbînin ve ikinci mükemmilin, evvelki mürebbîlerden daha ekmel olmasını iktiza eder.
3. Ale'l-ekser, halefin mehâreti, selefinden daha ziyâdedir.
İşte bu üç kaideden, Hazret-i Muhammed’in (A.S.M.) ekmel-i enbiyâ olduğu tezâhür eder.
Üçüncü maksadın vech-i in'ikâsı: Meşhûr bir kaidedir ki; bir vâhid çoğalsa, teselsül eder, gittikçe gider, bir yerde durmaz. Fakat çoklar ve kesîr olanlar ittihâd etse, kuvvetlenir, istikrar peydâ eder, yerinde kalır, daha değişmez. Demek Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Hâtemü'l-Enbiyâdır. Mefhûm-u muhâlifiyle işmâm eder ki, ondan sonra peygamber gelmez; hâtemiyetine hâtem ve imza basar.
Dördüncü maksadın vech-i in'ikâsı: ﴾ مِنْ قَبْـلِكَ ﴿ kelimesinin ifâde ettiği gibi, Hazret-i Muhammed (A.S.M.), onların halefidir ve onlar, tamamen O hazretin selefleridir. Binâenaleyh, halefin, selefe ait vazifeyi tamamıyla üzerine alarak onların yerine kàim olması, O hazretin bütün seleflerine nâib ve bütün ümmetlerine resûl olduğunu iktiza eder.
Evet, bu kaide, hikmete uygun fıtrî bir kaidedir. Zîra, “Zaman-ı Saâdet”ten evvel insan âleminin ihtiva ettiği ümmetler, milletler arasında maddeten ve ma'nen, isti'dâden ve terbiyeten pek muhtelif ve geniş mesâfeler vardı. Bunun içindi ki, terbiye-i vâhide ve dâvet-i münferide kâfî gelmiyordu. Vaktâ ki âlem-i insaniyet “Zaman-ı Saâdet”in şems-i saâdetiyle uyandı ve müdâvele-i efkâr ile, an'anelerinin terkiyle, tebdiliyle ve kavimlerin birbirine ihtilâtlarıyla ittihâda meyil gösterdi ve aralarında münâkale ve muhâbere başladı; hattâ küre-i arz bir memleket, belki bir vilâyet, belki bir köy gibi oldu; bir dâvet ve bir nübüvvet umum insanlara kâfî görüldü.
Beşinci maksadın vech-i in'ikâsı: ﴾ مِنْ قَبْـلِكَ ﴿ deki مِنْ ibtidâ mânâsını ifâde eder. İbtidâ ise, bir intihaya bakar. İntiha, adem-i ihtiyaca delâlet eder. Öyle ise, O hazret, Hâtemü'l-Enbiyâdır ve âlem-i insaniyetin başka bir resûle ihtiyacı yoktur.
﴾ مِنْ قَبْـلِكَ ﴿ kelimesinin bu beş letâife ma'kes ve mazhar olmasına nazar-ı belâğatça delâlet eden emâre şudur ki: Bu beş maksad, bir nehir gibi şu âyetlerin altında cereyan etmekle, âyetten âyete intikal neticesinde ﴾ مِنْ قَبْـلِكَ ﴿ havuzunda ictimâ' etmiştir.
