İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 228 / 255
228

Kur'ân-ı Kerîm, قَالُٓوا اَتَجْعَـلُ cümlesiyle o suâli cevablandırmıştır.

S — ﴾ قَالُٓوا اَتَجْعَـلُ.. الخ ﴿ cümlesi, ﴾ اِذْ قَالَ ﴿ cümlesine ceza olduğuna nazaran, aralarında lüzum lâzımdır. Hâlbuki lüzum görünmüyor?

C — Melâike arzın müekkelleri bulundukları cihetle, arz, onların idaresinde olur. Bu itibarla, insanların arza halife kılınması hakkında melâikenin fikirlerini izhâr etmek lüzumu vardır.

قَالَ - قَالُوا tâbirleri, mukâvele ve muhâvere şeklinde müşâvere üslûbunu insanlara öğretmek içindir. Yoksa Cenâb-ı Hak, müşâvereden münezzehtir.

Melâikenin اَتَجْعَـلُ ile yaptıkları istifhâmdan maksad, جَعْـل e i'tirâz, جَعْـل i inkâr etmek değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın fiillerine i'tirâz etmeye ismetleri mânidir. Ancak جَعْـل in sebebi mahfî olduğundan, taaccüble sebeb ve hikmetini sormuşlardır. جَعْـل tâbirinden anlaşılıyor ki; insanın ahvâli, vaziyetleri ne tabiatın iktizasıdır ve ne de fıtratın icâbıdır, ancak bir câilin ca'li iledir.

S — ف۪يـهَا Mesâfe pek kısa olduğu hâlde, ikinci ف۪يـهَا nin zikrine ne ihtiyaç vardır?

C — Birinci ف۪يـهَا ile beşerin bir rûh gibi arza nüfûz etmesiyle arzı ihyâ etmesine; ikinci ف۪يـهَا ise, beşerin fesâdı dahi Azrâil gibi arzın kalbine kadar pençesini sokup arzı imâtesine işârettir. Demek beşer, bir taraftan arzın şifâsı için bir ilâç iken, diğer taraftan ölümünü intac eden bir zehirdir.

مَنْ Beşerden kinâyedir. Kinâyenin tasrîhe sebeb-i tercihi; melâikenin maksadı, beşerin şahsiyeti olmayıp, ancak kendilerine sakîl, ağır gelen, bir mahlûkun Allah’a isyan etmesine işârettir.

يُفْسِـدُ Fesâdın “isyan”a bedel zikri, isyanlarının nizâm-ı âlemin fesâdına sebeb olacağına işârettir. Devam ile teceddüdü ifâde eden muzârî sîgasıyla fesâdın zikredilmesi, melâikenin asıl istemedikleri ve inkâr ettikleri, ancak isyanlarının devam ve istimrar ile vukû'a geleceğine ait olduğuna işârettir. Melâike, beşerin isyanlarının devam ve istimrarını, ya Cenâb-ı Hakk’ın i'lâmıyla bilmişlerdir veya Levh-i Mahfûz’a bakıp ondan almışlardır veyâhut insanlardaki kuvve-i gadabiye ve şeheviyeden anlamışlardır.

ف۪يـهَا Kuvve-i şeheviye ile arzda fesâd hâsıl olur; kuvve-i gadabiyenin tecâvüzüyle katl ve kıtâle mahal olur. Hâlbuki arz, takvâ üzerine te'sis edilmiş bir mescid hükmündedir.