İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 217 / 255
217 Seb'a Semâvât

olmuştur. Yani Esîri halkettikten sonra, cevâhir-i ferde kalbetmiştir. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır.

İşte arzın –hepsinden evvel tekâsüf ve tasallüb etmekle acele kabuk bağlayarak uzun zamanlardan beri menşe'-i hayat olması itibariyle– hilkat-i teşekkülü, semâvâttan evveldir. Fakat arzın bastedilmesiyle nev'-i beşerin taayyüşüne elverişli bir vaziyete geldiği, semâvâtın tesviye ve tanziminden sonra olduğu cihetle; hilkati, semâvâttan sonra başlarsa da, bidâyette, mebde’de ikisi beraber imişler. Binâenalâhâzâ, o üç âyetin aralarında bulunan zâhirî muhâlefet, bu üç cihetle mutâbakata inkılâb eder.

İkinci bir cevab: Ey arkadaş! Kur'ân-ı Kerîm; tarih, coğrafya muallimi değildir. Ancak, âlemin nizâm ve intizamından bahisle Sâni'in mârifet ve azametini cumhûr-u nâsa ders veren mürşid bir kitaptır. Binâenaleyh, bunda iki makam vardır:

Birinci makam; ni'metleri, ihsânları, merhametleri göstermekle delâil-i zâhiriyeyi beyân etmekten ibarettir. Bu itibarla arz, semâvâttan evveldir.

İkinci makam; azamet, izzet, kudret delillerini gösterir bir makamdır. Bu cihetle semâvât, arzdan evveldir.

ثُـمَّ mâba'dinin, mâkablinden bir zaman sonra vücûda geldiğine delâlet eder ki, buna “terâhî” denilir. Demek burada arz ile semâvât arasında bir uzaklık vardır. Bu uzaklık, arzın semâvâttan evvel halkedildiğine göre zâtîdir, aksi hâlde rütebî ve tefekkürîdir. Yani semâvâtın hilkati birinci ise de, tefekkürce rütbesi ikincidir; arzın hilkati ikinci ise de, tefekkürü birincidir. Yani evvelâ arzın tefekkürü, sonra semâvâtın tefekkürü lâzımdır. Buna göre ثُـمَّ ile اِسْتَوٰى arasında اِعْلَمُوا وَتَفَكَّرُوا mukadderdir. Takdir-i kelâm: ثُـمَّ اِعْلَمُوا وَتَفَكَّرُوا اَنَّهُ اسْتَوَى.. الخ dir.

Üçüncü Mes'ele: سَبْعَ kelimesi hakkındadır.

Ey arkadaş! Semâvâtın dokuz tabakadan ibaret olduğu, eski hikmetin hurâfelerinden biridir. Onların o hurâfevâri fikirleri, efkâr-ı âmmeyi istilâ etmişti. Hattâ bazı müfessirler, bazı âyetlerin zâhirini onların mezheblerine meylettirmişlerdir.

Hikmet-i cedîde ise, fezâ denilen şu boşlukta yalnız yıldızların muallak bir vaziyette durmakta olduklarına kàildir. Bunların mezhebinden semâvâtın inkârı çıkıyor. Ve bu iki hikmetin birisi ifrata varmışsa da ötekisi tefritte kalmıştır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.