• Altıncı Nokta: İmâm-ı Ali’nin
وَتَزْعُمُ اَنَّكَ جِرْمٌ صَغِيرٌ ❀ وَفِيكَ انْطَوَى الْعَالَمُ الْاَكْبَرُ
emrettiği gibi, insan küçük bir cisim ise de, büyük âlemi içine alacak kadar büyüktür. Öyle ise cüz'î istifadesi küllî olur, öyle ise abesiyet yoktur.
İkinci Mes'ele: ثُـمّ hakkındadır.
Ey arkadaş! Bu âyet, arzın semâdan evvel yaratılmış olduğuna delâlet eder.
Ve ﴾ وَالْاَرْضَ بَعْـدَ ذٰلِكَ دَحٰيـهَا ﴿ âyeti de semâvâtın arzdan evvel halkedildiğine dâlldir.
Ve ﴾ كَانَـتَا رَتْقًا فَفَتَـقْنَاهُـمَا ﴿ âyeti ise ikisinin bir maddeden beraber halkedilmiş ve sonra birbirinden ayırdedilmiş olduklarını gösteriyor.
Şerîat’ın nakliyâtına nazaran, Cenâb-ı Hak; bir cevhereyi, bir maddeyi yaratmıştır, sonra o maddeye tecellî etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını da mâyi kılmıştır. Sonra mâyi kısmı da, tecellîsiyle tekâsüf edip zebed (köpük) kesilmiştir. Sonra arz veya yedi küre-i arziyeyi o köpükten halketmiştir. Bu itibarla, herbir arz için hava-i nesîmîden bir semâ hâsıl olmuştur; sonra o madde-i buhariyeyi bastetmekle yedi kat semâvâtı tesviye edip yıldızları içine zer'etmiştir ve o yıldızlar tohumuna müştemil olan semâvât, in'ikad etmiş, vücûda gelmiştir.
Hikmet-i cedîdenin nazariyâtı ise şu merkezdedir ki: Görmekte olduğumuz manzûme-i şemsiye ile tâbir edilen güneşle ona bağlı yıldızlar cemâati, basit bir cevhere imiş. Sonra bir nev'i buhara inkılâb etmiştir; sonra o buhardan, mâyi-i nârî hâsıl olmuştur; sonra o mâyi-i nârî, bürûdet ile tasallüb etmiş, yani katılaşmış; sonra şiddet-i hareketiyle bazı büyük parçaları fırlatmıştır. O parçalar tekâsüf ederek seyyârât olmuşlardır; şu arz da onlardan biridir. Bu izâhata tevfîkan, şu iki meslek arasında mutâbakat hâsıl olabilir. Şöyle ki:
“İkisi de birbirine bitişikti, sonra ayrı ettik.” mânâsında olan ﴾ كَانَـتَا رَتْقًا فَفَتَـقْنَاهُـمَا ﴿ nın ifâdesine nazaran; manzûme-i şemsiye ile arz, dest-i Kudretin madde-i Esîriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş. Madde-i Esîriye, mevcûdâta nazaran akıcı bir su gibi mevcûdâtın aralarına nüfûz etmiş bir maddedir.
﴾ وَكَــانَ عَرْشُـهُ عَلَى الْمَـٓاءِ ﴿ âyeti, şu madde-i Esîriyeye işârettir ki, Cenâb-ı Hakk’ın arşı, su hükmünde olan şu Esîr maddesi üzerinde imiş. Esîr maddesi yaratıldıktan sonra, Sâni'in ilk icâdlarının tecellîsine merkez
