İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 205 / 255
205 Nükte-i İ'câziye

silsilesini nev'-i beşere uzatmıştır; ve rûh-u beşerde pek çok isti'dat ve kàbiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o isti'datların terbiyesini ve neticesini, cüz'-ü ihtiyarînin eline vermiştir. O cüz'-ü ihtiyarînin yuları da, şerîatın ve delâil-i nakliyenin eline verilmiştir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hakk’ın ahdini bozmamak ve îfâ etmek, ancak o isti'datları lâyık ve münâsib yerlerine sarfetmekle olur.

Ahdin nakzı ise, bozmak ve parçalamaktan ibarettir. Meselâ; bazı enbiyâyı îmân ve tasdik, bazılarını inkâr ve tekzîb; bazı hükümleri kabûl, bazılarını red; bazı âyetleri tahsin, bazılarını kabîh ve çirkin görmek gibi. Zîra böylece yapılan nakz-ı ahd; nazmı, nizâmı, intizamı ihlâl eder, bozar.

﴾ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِـه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ ﴿ Bu cümledeki emir, iki kısımdır.

Birisi, teşriîdir ki; sıla-i rahîm ile tâbir edilen akraba ve mü'minler arasında Şer'an emredilen muvâsala hattıdır.

Diğeri, emr-i tekvînîdir ki, fıtrî kanunlar ile âdetullâhın tazammun ettiği emirlerdir. Meselâ; ilmin i'tâsı, ma'nen ameli emrediyor; zekânın i'tâsı, ilmi emrediyor; isti'dâdın bulunması, zekâyı; aklın verilmesi, mârifetullâhı; kudretin verilmesi, çalışmayı; cesâretin verilmesi, cihadı ma'nen ve tekvînen emrediyor.

İşte o fâsıklar, bu gibi şeylerin arasında şer'an ve tekvînen te'sis edilen muvâsala hattını kesiyorlar. Meselâ akılları mârifetullâha, zekâları ilme küs olduğu gibi; akrabalara ve mü'minlere dahi dargın olup, gidip gelmiyorlar.

﴾ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ ﴿ Evet fıskla bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, ma'rûz kaldığı o dehşetli hâlet, bir parça hafif olsun. Çünkü musîbet umumî olursa, hafif olur.

Ve kezâ, bir şahsın kalbinde bir ihtilâl, bir fenâlık hissi uyanırsa; yüksek hissiyatı, kemâlâtı sukùt etmeye başlar; kalbinde tahribâta, fenâlığa bir meyil, bir zevk peydâ olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür; sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribâtta, fenâlıkta bulur. İşte o vakit, o şahıs, tam mânâsıyla arzda yırtıcı bir hayvan, ihtilâli çıkarıp büyüten bir belâ, fesâdı durmayıp karıştıran bir âfet kesilir.

S Bir fâsıkın fıskıyla arzın müteessir olması akıldan uzaktır?

C Mâdem ki arzda nizâm var; muvâzene de olmalıdır. Hattâ nizâm, muvâzeneye tâbidir. Binâenaleyh, bir makinenin dişleri arasına küçük bir şey düşerse; makine müteessir olur, belki fa'âliyeti de durur. Veya farazâ iki dağ bir terâziyle tartılır iken, terâzi muvâzi olduğu vakit bir gözüne bir ceviz ilâve edilirse, muvâzenesi bozulur. Dünyanın da manevî

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.