silsilesini nev'-i beşere uzatmıştır; ve rûh-u beşerde pek çok isti'dat ve kàbiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o isti'datların terbiyesini ve neticesini, cüz'-ü ihtiyarînin eline vermiştir. O cüz'-ü ihtiyarînin yuları da, şerîatın ve delâil-i nakliyenin eline verilmiştir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hakk’ın ahdini bozmamak ve îfâ etmek, ancak o isti'datları lâyık ve münâsib yerlerine sarfetmekle olur.
Ahdin nakzı ise, bozmak ve parçalamaktan ibarettir. Meselâ; bazı enbiyâyı îmân ve tasdik, bazılarını inkâr ve tekzîb; bazı hükümleri kabûl, bazılarını red; bazı âyetleri tahsin, bazılarını kabîh ve çirkin görmek gibi. Zîra böylece yapılan nakz-ı ahd; nazmı, nizâmı, intizamı ihlâl eder, bozar.
﴾ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِـه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ ﴿ Bu cümledeki emir, iki kısımdır.
Birisi, teşriîdir ki; sıla-i rahîm ile tâbir edilen akraba ve mü'minler arasında Şer'an emredilen muvâsala hattıdır.
Diğeri, emr-i tekvînîdir ki, fıtrî kanunlar ile âdetullâhın tazammun ettiği emirlerdir. Meselâ; ilmin i'tâsı, ma'nen ameli emrediyor; zekânın i'tâsı, ilmi emrediyor; isti'dâdın bulunması, zekâyı; aklın verilmesi, mârifetullâhı; kudretin verilmesi, çalışmayı; cesâretin verilmesi, cihadı ma'nen ve tekvînen emrediyor.
İşte o fâsıklar, bu gibi şeylerin arasında şer'an ve tekvînen te'sis edilen muvâsala hattını kesiyorlar. Meselâ akılları mârifetullâha, zekâları ilme küs olduğu gibi; akrabalara ve mü'minlere dahi dargın olup, gidip gelmiyorlar.
﴾ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ ﴿ Evet fıskla bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, ma'rûz kaldığı o dehşetli hâlet, bir parça hafif olsun. Çünkü musîbet umumî olursa, hafif olur.
Ve kezâ, bir şahsın kalbinde bir ihtilâl, bir fenâlık hissi uyanırsa; yüksek hissiyatı, kemâlâtı sukùt etmeye başlar; kalbinde tahribâta, fenâlığa bir meyil, bir zevk peydâ olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür; sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribâtta, fenâlıkta bulur. İşte o vakit, o şahıs, tam mânâsıyla arzda yırtıcı bir hayvan, ihtilâli çıkarıp büyüten bir belâ, fesâdı durmayıp karıştıran bir âfet kesilir.
S — Bir fâsıkın fıskıyla arzın müteessir olması akıldan uzaktır?
C — Mâdem ki arzda nizâm var; muvâzene de olmalıdır. Hattâ nizâm, muvâzeneye tâbidir. Binâenaleyh, bir makinenin dişleri arasına küçük bir şey düşerse; makine müteessir olur, belki fa'âliyeti de durur. Veya farazâ iki dağ bir terâziyle tartılır iken, terâzi muvâzi olduğu vakit bir gözüne bir ceviz ilâve edilirse, muvâzenesi bozulur. Dünyanın da manevî
