nizâm makinesi böyledir. Mütemerrid bir fâsıkın fıskı, arzın muvâzene-i maneviyesinin bozulmasına vesile olabilir.
﴾ اُو۬لٰٓئِـكَ : ﴿ اُو۬لٰٓئِـكَ هُـمُ الْخَاسِرُوـنَـ üç şeyi ifâde ediyor:
Birisi ihzar, ikincisi mahsûsiyet, üçüncüsü uzaklıktır.
Demek bu اُو۬لٰٓئِـكَ gâib olan o fâsıkları ihzar eder, mahsûs bir şekilde gösterir.
S — Onların ihzarını icâb eden sebeb nedir?
C — Sâmi'in taleb ve isteğidir. Evet, onlzarın pis ahvâlini işiten sâmi', onlara karşı hissettiği hiddet ve nefretini izâle için; hüsran ile tecziye ve tavsiflerinde, sanki onları karşısında hazır olarak görmek istiyor, tâ “Oh!.., oh!..” demekle kalbi rahat olsun.
Müşâhedeleri mümkün olmadığı hâlde اُو۬لٰٓئِـكَ ile mahsûs gösterilmeleri, güyâ pis ahvâlleri, habîs sıfatları ve şöhret ve kesretleri öyle bir hadde bâliğdir ki, herkesin nazar-ı nefreti önünde onların o hâllerini tecessüm ettirerek mahsûs bir şekilde gösterir. Ve bu işâretten, hasârete mahkûm olduklarının sebebi de anlaşılmış olur.
O fâsıklara râci' olan اُو۬لٰٓئِـكَ nin ifâde ettiği uzaklık ise, onların tarîk-ı haktan uzaklıkları öyle bir dereceye bâliğdir ki, bir daha tarîk-ı hakka rücûları mümkün olmayıp, bu yüzden zemme, tahkîre müstehak olduklarına işârettir.
Hasrı ifâde eden هُـمْ hasâretin onlara münhasır olduğuna delâlet eder.
Hattâ mü'minlerin bazı dünya lezzetlerinde hasâretleri, hasâret sayılmaz ve yine mü'minlerden ehl-i ticâretin ticâretlerinde vâki olan zararları hasâret değildir.
اَلْخَـاسِرُوـنـَ deki harf-i ta'rif, cinsi ve hakikati ifâde eder. Yani: “Hüsran görenlerin hakikatini, cinslerini görmek isteyen varsa, onlara baksın.”
Ve kezâ, onların meslekleri mahz-ı hasârettir, başka hasâretlere benzemiyor.
اَلْخَـاسِرُوـنـَ Hasâretin mutlak bırakılması, yani bir şeyle takyid edilmemesi, hasâretin bütün envâ'ına şâmil olduğuna işârettir. Meselâ; vefâ-i ahidde nakz ile hasâret ettiler; sıla-i rahîmde kat' ile, ıslahta ifsad ile, îmânda küfür ile, saâdet-i ebediyede şekàvetle yaptıkları hasâretler gibi. —oOo—
