İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 187 / 255
187 Kıyamet ve Âhiret

o rızkta meşakkatin bulunmamasına ve onların (ağalar ve beyler gibi) rızıkları ayaklarına geldiğine delâlet eder.

﴾ مِنْـهَا مِنْ ثَمَـرَةٍ ﴿ denilmektense مِنْ ثَمَرَاتِهَا denilmiş olsaydı, daha muhtasar ve daha güzel olurdu. Fakat mezkûr suâllerden iki suâle cevab olduğundan, مِنْـهَا ayrı, ﴾ مِنْ ثَمَـرَةٍ ﴿ ayrı söylemek icâb etmiştir.

﴾ مِنْ ثَمَـرَةٍ ﴿ deki tenkîr, ta'mîmi ifâde ettiği cihetle, Cennetin bütün semereleri rızık olmaya şâyân olduğuna işârettir.

رِزْقًا kelimesinin tenkîri ise, açlığı gidermek için yediğiniz, gördüğünüz rızık olmadığına işârettir.

قَالُوا tefâul bâbının mânâsı olan şirketi andırıyor. Yani: “O rızkın acîb keyfiyetinden ettikleri taaccüb ve istiğrabı birbirine söylemeye başladılar.”

﴾ هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ﴿ Bu cümlede mübhem bırakılıp, beyân edilmeyen “rızık” kelimesinin dört mânâya ihtimali vardır.

Birincisi: Rızıktan maksad, amel-i sâlihtir. Yani: “Bu dâr-ı dünyada rızık olarak bize nasîb kılınan, amel-i sâlih, yani, şimdi yediğimiz rızıklar dünyada yaptığımız amel-i sâlihin neticesidir.” Yani amel ile ceza arasında o kadar ittisal (bağlılık) vardır ki; sanki dünyadaki amel, Âhirette tecessüm edip sevâb kesilmiştir. Onların sevinçleri, bu noktadan hâsıl olmuştur.

İkincisi: Rızıktan maksad, dünyanın taam ve yemekleridir. Yani: “Dünyada rızık olarak bize verilen taamlar, bunlardır. Amma zevkleri, tatları arasında dağlar kadar fark vardır.” İşte onların istiğrabları bu noktadandır.

Üçüncüsü: Bu semereler, biraz evvel yediğimiz semereler gibidir; amma sûretleri bir, mânâları, tatları ayrıdır. Demek sûreten, şeklen bir olduklarından, ülfet lezzetini veriyor; tatlarının ayrı olmasıyla da teceddüd lezzeti hâsıl oluyor. İşte sevinçleri bu noktadandır.

Dördüncüsü: Hemen şimdi yediğimiz meyveler, bu dallardaki meyvelerdir. Demek bir meyve koparıldığı zaman, yeri boş kalmıyor, derhâl yerine bir meyve peydâ olur. İşte bundandır ki, Cennetin meyvelerinde noksaniyet olmuyor.

﴾ وَاُتُوا بِـه۪ مُتَشَابِـهًا ﴿ Bu cümle, i'tirâziyedir. Yani, yeni bir hükmü ifâde etmek için zikrine lüzum olmadığı hâlde ﴾ هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ﴿ cümlesindeki hükmü tasdik ve illetini beyân etmek üzere, evvelki cümleye bir zeyl ve bir fezleke olarak zikredilmiştir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.