İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 183 / 255
183 Kıyamet ve Âhiret

hazır ve yakın olanıdır ve en lezîzi, amelinin ücreti olduğunu bilmektir. Kur'ân-ı Kerîm, bu kısma da

﴿ كُلَّـمَا رُزِقُوا مِنْـهَا مِنْ ثَمَـرَةٍ رِزْقًاۙ قَالُوا هٰـذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْـلُ ﴾

cümlesiyle işâret etmiştir.

﴾ مِنْ قَبْـلُ ﴿ Yani; “Bundan önce yediğimiz meyvelerdir veya dünyada yediğimiz meyvelerdir.” Çünkü Cennetin meyveleri; birbirine benzediği gibi, dünya meyvelerine de zâhiren benzerler.

﴾ وَاُتُـوا بِـه۪ مُتَشَابِـهًا ﴿ Yani; “Rızıkları birbirine müteşâbih olarak getirilir.” Hadîste de vârid olduğuna göre, Cennetin meyveleri renkçe birdir; amma tatları, taamları bir değildir. Bu cümlede mechûl sîgasıyla zikredilen اُتُوا kelimesinden anlaşıldığı gibi, rızkın insana götürülmesi, büyük bir şeref ve kerâmete delâlet ettiğinden, büyük bir lezzeti intac ediyor.

﴾ وَلَهُـمْ ف۪يـهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّـرَةٌ ﴿ Mesken ve me'kelden sonra insanın en ziyâde muhtaç olduğu, eşidir. Bu ihtiyacının Cennette te'min edilmiş olduğuna, bu cümle ile işâret edilmiştir. Evet insan, bir refîkaya veya bir refîka muhtaçtır ki, tarafeyn, aralarında, hayatlarına lâzım olan şeyleri muâvenet sûretiyle yapabilsinler ve rahmetten neş'et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif etsinler ve gamlı, kederli zamanlarını, ferâh ve sürûra tebdil edebilsinler. Zâten dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refîkasıyla olur.

﴾ وَهُـمْ ف۪يـهَا خَـالِدُوـنَـ ﴿ İnsan bir ni'mete veya bir lezzete mazhar olduğu zaman, en evvel fikrini bozan, vesvese veren; o ni'metin veya o lezzetin devam edip etmeyeceği düşüncesidir. Bu vesveseli düşünceye mahal kalmamak üzere Kur'ân-ı Kerîm, bu cümle ile onların ezvâcıyla, lezâiziyle beraber Cennette ale'd-devam kalacaklarını tebşîr etmekle, o kederli düşünceden kurtarmıştır.

Bu âyetteki cümlelerin sadeflerinde bulunan cevherleri göstereceğiz:

﴾ وَبَشِّرِالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَـمِلُوا الصَّالِحَـاـتِـ ﴿ cümlesinin başında bulunan و harf-i atıftır. Atfın her iki tarafı arasında münâsebet lâzımdır. Hâlbuki burada tebşîr ile mâkabli arasında münâsebet görünmüyor. Ancak mâkablinde inzar vardır. Öyle ise bu tebşîr, o mâkablinden tereşşuh eden inzara atıftır.

بَشِّرْ “Beşâret” tâbiri; Cennetin, Cenâb-ı Hakk’ın fazl-ı kereminden bir hediye-i İlâhiye olup, amelin ücreti mukâbilinde vâcib bir hak olmadığına

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.