İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 181 / 255
181 Kıyamet ve Âhiret

Saâdetin ikinci esâsı olan “ekl” ise; me'külât (yiyecek) kuvvet verdiği cihetle, en iyisi, en lezîzi, me'lûf olan kısımdır. Yani, insana garîb, vahşî olmayan şeylerdir. Çünkü ülfetle, o ni'metin derece-i kıymeti bilinir. Lezzet verdiği cihetle de lezzetin en büyük lezzeti, teceddüd ve tebeddülündedir.

Ve kezâ, ekl lezzetini ikmal eden esbâbdan biri de, o rızkın, kendi amelinin ücreti olduğunu bilmektir. İkinci bir sebeb de, o rızkın menba'ının dâima göz önünde hazır bulunmasıdır ki, kalbi mutmain olsun, rızık için telâş etmesin.

Saâdetin esâslarından “nikâh” ise: Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukâbil bir kalbin mevcûd bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübâdele etsinler ve lezâizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muâvin ve yardımcı olsunlar.

Evet, bir işte mütehayyir kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en latîfi, en şefîki, “kısm-ı sânî” ile tâbir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile rûhî imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbî ünsiyet ve ülfeti itmâm eden, sûrî ve zâhirî olan arkadaşlığı samîmîleştiren; kadının iffetiyle, ahlâk-ı seyyieden temiz ve pâk bulunması ve çirkin ârızalardan hàlî olmasıdır.

S — Yiyecek, içecek, şahsî vücûdu ibkà etmek içindir. Çünkü vücûddan eriyip ayrılan şeylerin yerini doldurup tamir etmek, yemek ve gıdâ ile olur. Nikâh da, nev'in bekàsı içindir. Hâlbuki Âhirette eşhâs ebedî olduğundan, vücûdlarında eriyip ayrılan bir şey yoktur ki gıdâya ihtiyaç olsun ve Âhirette tenâsül yoktur ki nikâha lüzum olsun?..

C — Yemek, içmek ve nikâhın fâideleri, yalnız bekàya ve tenâsüle münhasır değildir. Evet; şu elemli, kederli âlemde onlarda pek büyük lezzet ve fâideler olsun da, lezzetler yeri olan âlem-i saâdette ne için daha nezîh lezzet ve fâideleri olmasın?..

S — Bu âlemde lezzet, elemin def'inden hâsıl olur. Hâlbuki Âhirette elem yoktur?

C — Elemin def'i, lezzetin sebeblerinden biridir. Yoksa lezzet, ona münhasır değildir.

Ve kezâ, âlem-i ebedînin bu âleme benzetilmesi, kıyâs-ı maa'l-fârıktır. Yani, aralarında çok farklar bulunduğundan, birbirine benzemez. Cennet ile Horhor bahçesinin (Hâşiye) [^6] arasında ne nisbet varsa, Cennetin lezzetleriyle dünyanın lezzetleri arasında da aynı o nisbet vardır. Cennetin, Horhor bahçesinden dereceleri ne kadar çok yüksek ise, uhrevî lezzetler de dünya lezzetlerine göre öyledir. Her iki âlem arasında bu büyük tefâvüte,

[^6]:(Hâşiye) Horhor, Van'da Müellifin medresesinin adıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.