İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 180 / 255
180

Evet, Kur'ân ve Hadîs’ten ibaret olan naklî delillerin sıhhati, nübüvvetin sıhhat ve sıdkına bağlıdır. Eğer nübüvvet de delil-i naklî ile isbât edilirse, muhâl lâzım gelir. Bunun için, Kur'ân-ı Kerîm, tevhid ile nübüvveti delâil-i akliye ile isbât etmiştir. Amma haşir mes'elesinin hem aklî hem naklî deliller ile isbâtı sahîhtir.

Delil-i aklî ile isbâtı ﴾ وَبِالْاٰخِرَةِ هُـمْ يُوقِنُوـنَـ ﴿ âyet-i kerîmesinin bahsinde beyân edilmiştir. Hülâsası: Vücûdlarında şek ve şübhe olmayan nizâm, rahmet ve ni'met, ancak ve ancak haşrin gelmesiyle ve ikinci bir hayatın tahakkuku ile nizâm, rahmet, ni'met olabilirler. Eğer haşir gelmezse ve ikinci bir hayat tahakkuk etmezse, bunları esmâü'l-ezdâddan addetmek lâzım gelir.

Delil-i naklî ise: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân ile bütün enbiyâ, haşrin geleceğine ittifak etmişlerdir.

Aklî ve naklî deliller ise: Fahreddinü'r-Râzî’nin tefsirinde, bu kabîl delilleri bildiren âyetler beyân edilmiştir. Hülâsa; bilhassa hayvanat ve nebâtâtta dâima vukû'a gelen haşirlere dikkat edip teemmül eden adam, elde edeceği müteferrik emârelerle haşrin vukû'una, hads ile, yani bir sür'at-i intikal ile hükmedecektir.

Şimdi bu âyetin cümlelerini birbirine bağlayan münâsebetlere gelelim.

Evet, bu âyetin cevherlerini nazmeden ve cümlelerinin silsilesine medâr-ı bahis olan nokta, “saâdet” tir. Şöyle ki:

Saâdet-i ebediye, iki kısımdır.

Birinci ve en birinci kısmı: Allah’ın rızâsına, lütfuna, tecellîsine, kurbiyetine mazhar olmaktır.

İkinci kısmı ise, saâdet-i cismâniyedir. Bunun esâsları; mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Ve bu üç esâsın derecelerine göre, saâdet-i cismâniye tebeddül eder. Ve bu kısım saâdeti ikmal ve itmâm eden, hulûd ve devamdır. Çünkü saâdet devam etmezse, zıddına inkılâb eder.

Birinci kısım saâdetin aksâmı, tafsîlden müstağnîdir veya gayr-ı kàbildir.

İkinci kısım saâdetin aksâmı ise: Evet, “mesken” in en latîfi, en câzibedâr şekli; etraf-ı erbaası türlü türlü gül ve çiçekler ile müzeyyen, bağ ve bahçelerle muhât, altında sular, nehirler akan kasr ve köşklerdir. Evet, câmid kalbleri aşk ve şevkle ihyâ eden; sönmüş olan rûhları şen ve şâd eden; şâirlere sermâye olarak şâirâne teşbihleri, temsîlleri, üslûbları ilhâm eden, sular ile hazravat ve nebâtâttır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.