Evet, insan-ı kebîrin ölümü, küçük bir ölüm değildir. Sekerâta başladığı zaman, milyarlarca kürelerin çarpışmasından husûle gelen fırtınanın, ne tasavvuru ve ne ta'rifi ve ne de görülmesi imkân dâiresinde değildir.
İşte bu şiddetli ölüm ile hilkat bayılır, kâinât yayılır, hilkatin yağı ayranı birbirinden ayrılır; Cehennem, maddesiyle, aşîretiyle bir tarafa çekilir; Cennet de letâfetiyle, lezâiziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecellî ve incilâ eder.
S — Kâinât, ilk yaratılışında ebede elverişli olarak sâbit bir şekilde yaratılsaydı; böyle tağayyürâtlı, inkılâblı, mâil-i inhidam bir sûrette yaratılıp, bilâhare tahribden sonra ebediyete kàbil, metîn bir şekilde yapılmasından daha iyi ve daha kısa olmaz mıydı?
C — Vaktâ ki Cenâb-ı Hak, hikmet-i ezeliye ile inâyet-i ezeliyenin iktizasınca, insanların kàbiliyetlerinin tezâhürünü ve isti'datlarının neşv ü nemâsını irâde etmekle, nev'-i beşeri imtihan ve tecrübeye tâbi tuttu, zararları, menfaatlere kattı, şerleri hayırların içine attı, güzellikleri çirkinliklerle cem'etti; hepsini birbirine karıştırarak kâinâtın hamuru ile beraber yaratılış teknesinde yoğurduktan sonra, kâinâtı tağayyür, tebeddül, tekâmül kanunlarına tâbi tuttu.
Vaktâ ki imtihan perdesi kapanır ve tecrübe zamanı nihâyet bulur ve kâinât tarlasının vakt-i hasadı hulûl eder; Sâni'-i Hakîm, inâyetiyle, birbiriyle karışık yoğurduğu zıdları tasfiye eder, içlerinden tağayyürü doğuran esbâbı ayırır ve ihtilâf maddelerini tefrik eder. Sonra Cehennem, ebede elverişli olarak metîn ve kavî bir cisimle teşekkül ederek, وَامْتَازُوا hitâbına hedef olur, Cennet ise, esâsâtıyla beraber ebedî ve muhkem bir şekilde tecellî eder ve müncelî olur.
Evet gerek Cehennemi, gerek Cenneti teşkil eden eczâ ve maddeler arasında, münâsebet vardır; zıddiyet yoktur. Münâsebet, intizamın şartıdır; nizâm da, devama sebebdir. Ve kezâ, bu iki menzilin halkı da ebedî oldukları için, vücûdlarını teşkil eden eczâ, tağayyüre ma'rûz değildir. Çünkü, dünyadaki cisimlerinin terkîb ve tahlilleri arasında muvâzene yoktur. Yani cisim bünyelerine girenlerin, çıkanların arasında nisbet yoktur. Onun için inhilâle yüz tutarlar. Fakat Âhiretteki cisimlerin yapılışı öyle değildir. Eczâları arasında tam mânâsıyla muvâzene vardır ki, inhilâle mahal kalmaz.
Üçüncü ve Dördüncü Noktalar: Yani dünyanın ikinci tamiriyle haşrin vukû'udur.
Evet, tevhid ve nübüvvetin isbâtları, yalnız delil-i naklî ile sahîh değildir. Çünkü devir lâzım gelir.
