İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 173 / 255
173 İ'câz-ı Kur'ân

2. Muârazada sizleri destekleyecek, şehâdet edecek her kim olursa olsun kabûl ederiz, çağırınız. Amma onlar, böyle bedîhü'l-butlân bir da'vâda yalan şehâdete cesâret edemezler.

3. Ma'bûd ittihàz ettiğiniz âliheleriniz nasıl size yardım etmiyorlar? Onları da çağırınız bakalım. Fakat onlarda can yok, şuûrları da olmadığı gibi, hiçbir şeye de kàdir değillerdir. Onları da mâzûr görünüz!

﴾ مِنْ دُونِ اللّٰهِ ﴿ Yani, “Allah’tan mâadâ.” Bu kayıd, şühedânın birinci mânâsına göre ta'mîmi ifâde eder. Yani: “Allah’tan mâadâ, dünyada ne kadar erbâb-ı fesâhat varsa çağırınız.”

Şühedânın ikinci mânâsına nazaran, aczlerine işârettir. Çünkü bir mes'elede âciz ve mağlûb olan, yemîn eder, şâhidleri gösterir. Bu, âcizler için bir usûldür.

Şühedânın üçüncü mânâsına göre, onların Resûl-i Ekrem ile muâraza-ları, âdeta, şirk ile Tevhid veya cemâdât ile Hàlık-ı arz ve semâvât arasında bir muâraza olduğuna işârettir.

﴾ اِنْ كُنْتُـمْ صَادِق۪ينَ ﴿ Bu cümle, “Biz istersek, Kur'ânın mislini yaparız.” diye evvelce sarfettikleri sözlerine işârettir.

Ve kezâ, onların yalancı olduklarına bir ta'rizdir. Yani: “Sıdk erbâbı değilsiniz, ancak safsatacı adamlarsınız. Evet, siz hakkı taleb ederken rayb, şübhe kuyusuna düşmediniz; ancak rayb, şek ve şübhelere koşarken içine düşmüş kafasız adamlarsınız.”

İhtar: ﴾ اِنْ كُنْتُـمْ صَادِق۪ينَ ﴿ cümlesinin cezaü'ş-şartı, mâkablinin hülâsasıdır. Takdir-i kelâm; اِنْ كُنْتُـمْ صَادِقِينَ تَفْـعَلُوا Yani: “Sözünüzde sâdık olsaydınız, yapacaktınız.”

﴿ فَاِنْ لَمْ تَفْـعَلُوا وَلَنْ تَفْـعَلُوا فَاتَّقُوا النَّـارَ ﴾

Arkadaş! اِنْ كُنْتُـمْ صَادِقِينَ تَفْـعَلُوا cümlesi, onların aleyhine bir kıyâs-ı istisnaîyi tazammun etmiştir. O kıyâsın sûret-i teşekkülü: “Eğer sâdık olsaydınız, yapacaktınız; lâkin yapamadınız, öyle ise sâdık değilsiniz.” Fakat Kur'ân-ı Kerîm, mukaddime-i istisnaiye yerinde, yani “Lâkin yapamadığınız”a bedel, ﴾ فَاِنْ لَمْ تَفْـعَلُوا ﴿ ilâ âhir cümlesini, şekki ifâde eden اِنْ ile söylemiştir. Bunun esbâbı ise, onların, “yapacağız” diye ettikleri zannı bir derece okşamak içindir.

Ve kezâ, o kıyâsın neticesi olan “sâdık değilsiniz” yerine de, o neticenin üçüncü derecede lâzımının illeti olan ﴾ فَاتَّقُوا النَّـارَ ﴿ söylemiştir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.