tamamiyetine şarttır. İşte bunun için, hem ﴾ مِنْ مِثْلِـه۪ ﴿ deki zamîrin Kur'âna râci' olması lâzımdır, hem ibarenin tebdili lâzımdır ki, her iki ihtimal mer'î olsun.
Ve kezâ, muârazanın tamamiyeti, yalnız bir sûrenin mislini getirmekle olmuyor. Ancak Kur'ânın tamamına misil olacak bir mecmûdan, bir kitaptan alınan bir sûrenin mislini getirmek şart olduğuna işârettir.
Ve kezâ, nüzûlde Kur'ânın emsâli olan kütüb-ü semâviyeye zihinleri çevirir ki, aralarında yapılacak muvâzene ile Kur'ânın ulviyeti anlaşılsın.
وَادْعُوا Bu tâbirin “istiâne” veya “istimdâd” kelimelerine cihet-i tercihi, “dâvet” kelimesinin kullanış yerlerinden anlaşıldığı vechile; onları belâlardan, zahmetlerden kurtarıp yardım edenler hazır bulunup, yalnız çağırmaları lâzımdır, fazla bir zahmete ihtiyaç olmadığına işârettir. “İstiâne” ve “istimdâd” kelimeleri ise yardımcıların hazır bulunduklarına delâlet etmezler.
شُهَدَٓاءَ Bu tâbir, üç mânâya tatbik edilebilir.
Birincisi: Büyük edîblerdir. Bu mânâya göre, onların muâraza mânâsında “Bizim kuvvetimiz muârazaya kâfî değilse de, büyük edîb ve hocalarımızın muârazaya kudretleri vardır.” diye söyledikleri yalanı da, Kur'ân-ı Kerîm, وَادْعُوا emriyle kesip atmıştır.
İkincisi: Muârazayı destekleyip şehâdet edenlerdir. Bu ihtimale nazaran, onların, “Biz muârazaya girişsek; bizi destekleyen, şehâdet eden yoktur.” diye gösterdikleri bahâneyi de Kur'ân-ı Kerîm, müsâade vermek sûretiyle “Haydi şâhidlerinizi de çağırınız, sizi takviye etsinler.” diye o bahâneyi de yalana çıkartmıştır.
Üçüncüsü: Âlihe mânâsınadır. Bu mânâya nazaran, sanki Kur'ân-ı Kerîm onlara karşı “Yâhû, bu kadar taptığınız ilâhlarınız varken, böyle dar ve sıkıntılı bir vaktinizde niçin onlardan yardım istemiyorsunuz? Onları çağırınız ki, bu muâraza belâsından sizi kurtarsınlar!” diye bu cümle ile onlara tehekküm etmiş, yüzlerine gülmüştür.
شُهَدَٓاءَكُـمْ İhtisası ifâde eden şu izafe, شُهَدَٓاءَ kelimesinin her üç mânâsına da bakar. Şöyle ki:
1. Mâdem ki büyük edîb ve hocalarınız vardır, tabîi aranızda, irtibat, hürmet ve muhabbet vardır ve yanınızda hazır olup, gâib de değillerdir. Eğer onların bu dehşetli muârazaya kudretleri olsaydı, her hâlde yardım edeceklerdi. Demek, onlar da sizler gibi âcizdirler, kusurlarına bakmayınız!
