Üçüncü Vecih: Sanki Kur'ân-ı Kerîm diyor ki: “Sizler, fesâhatin ümerâsı ve herkesten ziyâde fesâhate muhtaç olduğunuz hâlde, muârazaya kàdir olamadınız. Beşer de Kur'ânın muârazasına kàdir olamaz.”
Ve kezâ, Kur'ânın neticesi olan İslâmiyet’e bir nazîrenin yapılmasına zaman-ı mâzi kàdir olmadığı gibi, istikbâl zamanı da onun mislinden âciz kalacağına bir işârettir.
﴿ فَاتَّقُوا النَّـارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّـاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِـدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ ﴾
Yani: “Kâfirlere hazırlanan bir ateşten sakınınız ki; odunu, insanlar ile taşlardır. ”
فَاتَّقُوا cümlesi ﴾ اِنْ لَمْ تَفْـعَلُوا ﴿ cümlesine cezaü'ş-şart olduğu cihetle, aralarında lüzumun bulunması lâzımdır. Hâlbuki muârazanın yapılmaması, ateşten sakınmayı istilzam etmez. Binâenaleyh, ihtisar için ortadan kaldırılan cümlelere müracaat etmekle, bu lüzumu arayıp bulacağız. Şöyle ki:
1. Muârazanın yapılmamasından, Kur'ânın i'câzı lâzımgelir.
2. Kur'ânın i'câzından, Allah’ın kelâmı olduğu lâzımgelir.
3. Allah’ın kelâmı olduğundan, emirlerine imtisal lâzımgelir.
4. Emirlerine imtisalden, ibâdetin yapılması lâzımgelir.
5. İbâdetin yapılması, ateşe girmemeğe vesiledir.
İşte bu cümlelerin arasında bulunan lüzumların silsilesinden, فَاتَّقُوا ile ﴾ اِنْ لَمْ تَفْـعَلُوا ﴿ arasındaki o gizli lüzum tezâhür eder. Ve bu yapılan îcâz ve ihtisardan, i'câzın bir şuâı meydâna gelir.
﴾ اَلَّت۪ي وَقُودُهَا النَّـاسُ وَالْحِجَارَةُ ﴿ Kur'ân-ı Kerîm, onları ﴾ فَاتَّقُوا النَّـارَ ﴿ cümlesi ile tehdid ettikten sonra, نَارْ kelimesinin bu cümle ile vasıflandırılmasıyla da o tehdidi te'kid ve teşdid etmiştir. Zîra, odunu insanlar ile taşlar olan bir ateşin heybeti, dehşeti ve havfı daha şedîddir.
Ve kezâ, bu cümle ile sanemlere ibâdet yapanları zecr ve men'etmeye işâret yapılmıştır. Şöyle ki: “Ey insanlar! Allah’ın emirlerine imtisal etmeyip, bilhassa taşlara ve câmid şeylere ibâdet yaparsanız, muhakkak biliniz ki, tapanlar ile taptıkları şeyleri yiyip yutacak bir ateşe gireceksiniz!”
﴾ اُعِـدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ ﴿ bu cümle, فَاتَّقُوا ile ﴾ اِنْ لَمْ تَفْـعَلُوا ﴿ cümleleri arasındaki lüzumu izâh eder ve kararlaştırır. Yani, şu ateş azâbı,
