Birinci Vecih: “Kur'âna muâraza etmekten zâhir olan aczimiz, bütün insanların aczini istilzam etmez. Biz yapamadık, amma başkaları yapabilirler” diye zihinlerine gelen vesveseyi def'etmek için, Kur'ân-ı Kerîm, bu âyetin lisânıyla; “Büyüklerinizi, reislerinizi de çağırınız size yardım etsinler” diye onları ilzam etmiştir.
İkinci Vecih: “Eğer biz muâraza teşebbüsünde bulunsak, bizi destekleyen, müdafaa eden yoktur” diye ileri sürdükleri zu'mlarını da reddetmiştir ki, “Herhangi bir meslek olursa olsun, müteassıbları çoktur. Muâraza ettiğiniz takdirde, sizi müdafaa eden çok olur” diye onları iskât etmiştir.
Üçüncü Vecih: Kur'ân-ı Kerîm, sanki onlara istihzâen diyor ki: “Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, bütün insanlara nübüvvetini tasdik ettirmek için Allah’ından yardım istedi. Allah’ı da, Kur'ânına sikke-i i'câzı basarak pek çok insanlara tasdik ettirdi. Sizin âlihelerinizden bir fâideniz varsa, siz de onları çağırınız; size yardım etsinler.”
﴾ فَاِنْ لَمْ تَفْـعَلُوا ﴿ Yani: “Tecrübeden sonra bakınız; muârazaya kàdir olmadığınız takdirde, acziniz zâhir olur ve muârazayı da yapmış olmazsınız.”
﴾ وَلَنْ تَفْـعَلُوا ﴿ Yani: “Mâzide yapamadığınız gibi, bundan sonra da kat'iyyetle yapamayacaksınız.” Binâenaleyh, “Bizim mâzide yapamamamız, istikbâlde beşerin yapamamasını istilzam etmez.” diye izhâr ettikleri o bahâneyi de, ﴾ لَنْ تَفْـعَلُوا ﴿ ile def'etmiştir. Ve aynı zamanda üç vecihle i'câza işâret yapmıştır.
Birinci Vecih: Gâibden haber vermiştir ve ihbar ettiği gibi de muâraza vâki olmamıştır. Bakınız, milyonlarca Arabî kitab vardır ve bütün müellifler, dost olsun düşman olsun, Kur'ânın üslûbunu taklid etmeye fevkalâde müştâk oldukları hâlde, hiçbir müellif, hiçbir kitabında Kur'ân-ı Kerîm’in üslûbunu taklid etmeye muvaffak olamamıştır. Sanki Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, نَوْعٌ مُنْحَصِرٌ فِى الشَّخْصِ yani, bir şahısta inhisar etmiş bir nev'idir. Binâenaleyh, Kur'ân-ı Kerîm; ya bütün kitapların altındadır –bu, gülünç bir sözdür– veya bütün kitapların fevkınde, fevkalküll bir nâdiredir.
İkinci Vecih: Böyle büyük bir da'vâda ve müşkül bir makamda, onların a'sâblarını tahrîk, izzet-i nefislerini kırmak sûretiyle “yapamayacaksınız” diye kat'iyyetle verdiği hüküm; onun emin, mutmain, i'timâdlı olduğuna bir delildir.
