İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 164 / 255
164

vab verildi. Demek her iki âyetin arasındaki cihet-i irtibat, bir suâl-cevab ve bir alışveriştir.

Arkadaş! Bu âyetin ihtiva ettiği cümlelerin arasına girelim, bakalım aralarında ne gibi münâsebetler vardır?

Evet, ﴾ وَاِنْ كُنْتُـمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَـا  ﴿ cümlesi, mukadder bir suâle cevaptır. Çünkü; Kur'ân, evvelki âyette ibâdeti emrettiği vakit, “Acaba ibâdete olan bu emrin Allah’ın emri olup olmadığını nasıl anlayacağız ki imtisal edelim.” diye bir suâl sâmi'in hâtırına geldi. Bu suâle cevaben denildi ki: “Eğer Kur'ânın ve dolayısıyla bu emrin Allah’ın emri olduğunda şübheniz varsa, kendinizi tecrübe ediniz ve şübhenizi izâle ediniz.”

Ve eyzan, vaktâ ki Kur'ân, sûrenin evvelinde ﴾ لَا رَيْبَ ف۪يـهِ هُـدًى لِلْمُتَّق۪ينَ ﴿ cümlesiyle kendisini senâ etti, sonra mü'minlerin medhine, sonra kâfir ve münâfıkların zemmine intikal etti, sonra ibâdet ve tevhidi emrettikten sonra sûrenin başına dönerek ﴾ لَا رَيْبَ ف۪يـهِ ﴿ cümlesini te'kiden ﴾ وَاِنْ كُنْتُـمْ ف۪ي رَيْبٍ... الخ ﴿ cümlesini zikretti. Yani: “Kur'ân, şek ve şübhelere mahal değildir. Sizin şübheleriniz, ancak kalblerinizin hastalığından ve tabiatınızın sakametinden neş'et ediyor.” Evet, gözleri hasta olan, güneşin ziyâsını inkâr eder; ağzı acı olan, tatlı suya acı der.

﴾ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِـه۪ ﴿ Yani: “Kur'ânın mislinden bir sûre getiriniz.”

Arkadaş! Bu cümleyi ﴾ وَاِنْ كُنْتُـمْ ف۪ي رَيْبٍ ﴿ cümlesiyle bağlayan اِنْ edat-ı şarttır. Şart edatları, dâima -harâretle ateş gibi- biri sebeb, diğeri müsebbeb iki cümleye dâhil olurlar. İlm-i Nahiv'ce, birisine fi'lü'ş-şart, ikincisine cezaü'ş-şart denir. Bu iki cümle arasında, harâretle ateş arasında olduğu gibi "lüzum" lâzımdır. Hâlbuki bu iki cümle arasında lüzum görünmüyor. Binâenaleyh, âyetin ihtisarı dolayısıyla, ortadan kaldırılan cümlelere müracaat lâzımdır. Mukadder cümleler ise, تَشَبَّثُوا، وَجَبَ التَّشَبُّثُ، تَعَلَّمُوا، جَرِّبُوا emirleridir. Bunlar, sıra ile, ikincisi birincisine lâzımdır. Yani ityân (delil getirmek), tecrübeye lâzımdır; tecrübe taallüme, taallüm vücûb-u teşebbüse, vücûb-u teşebbüs de teşebbüse, teşebbüs de raybe lâzımdır. Demek bu kadar lüzumların takdiri lâzımdır ki, "Kur'ânın bir mislini getiriniz" ile "Kur'ânda şübheniz varsa" arasında lüzum tezâhür edebilsin.

﴾ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُـمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ ﴿ Bu cümlenin, üç vecihle mâkabliyle irtibatı vardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.