İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 163 / 255
163 İ'câz-ı Kur'ân

S — Kur'âna bir nazîre yapmak mümkinâttan imiş, fakat nasılsa yapılmamıştır?

C — Mümkinâttan olmuş olsaydı, damarlarına dokundurulanlar, behemahal muârazayı arzu ederlerdi. Ve muâraza arzusunda bulunmuş olsaydılar, muâraza yapacaklardı. Çünkü, ibtal-i da'vâ için muârazaya ihtiyaçları pek şedîd idi. Muâraza etmiş olsaydılar, gizli kalmazdı, tezâhür ederdi. Çünkü tezâhürüne rağbet çok olduğu gibi, esbâb dahi çok idi. Tezâhür etseydi, âlemde şöhret bulurdu. Şöhret bulmuş olsaydı, Müseylime’nin hezeyanları gibi behemahal tarihte bulunacaktı. Mâdem ki tarihte bulunmamıştır, demek yapılmamıştır. Mâdem yapılmamıştır, demek Kur'ân mu'cizedir.

S — Müseylime, fusehâ-i Arab’dan olduğu hâlde sözleri ne için âleme maskara olmuştur?

C — Çünkü onun sözleri, bin derece fevkınde bulunan sözlere karşı mukàbeleye çıktığından çirkin ve gülünç olmuştur. Evet, güzel bir adam, Hazret-i Yûsuf (A.S.) ile beraber güzellik imtihanına girerse, elbette çirkin ve gülünç olur.

S — Kur'ân-ı Kerîm hakkında şek ve şübheleri olanlar, Kur'ânın bazı terkîb ve kelimeleri güyâ Nahiv İlmi’nin kaidelerine muhâlefet etmiş gibi şübhe îka' etmişlerdir?

C — Bu gibi heriflerin, İlm-i Nahv’in kaidelerinden haberleri yoktur. Sekkâkî’nin dediği gibi; efsah-ı fusehâ olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Kur'ân-ı Kerîm’i uzun uzun zamanlarda tekrar tekrar okuduğu hâlde o hatâların farkında olmamış da bu câhil herifler mi farkında olmuşlardır? Bu, hangi akla girer ve hangi kafaya sığar? Sekkâkî, “Miftâh”ının sonunda, bu gibi câhilleri iyi taşlamıştır.

Evet, bir şâirin dediği gibi,

لَوْ كُلُّ كَلْبٍ عَوَى اَلْقَمْتَهُ حَجَرًا لَمْ يَبْقَ فِى هٰذِهِ الْكُرَةِ اَحْجَارُ

“Her üren kelbin ağzına bir taş atacak olsan dünyada taş kalmaz.”

Bu âyeti mâkabliyle rabteden ikinci vecih ise:

Evvelki âyet vaktâ ki ibâdeti emretti, sanki “İbâdetin keyfiyeti nasıldır” diye sâmi'in zihnine bir suâl geldi, “Kur'ânın ta'lim ettiği gibi.” diye cevab verildi.

Tekrar, “Kur'ânın Allah’ın kelâmı olduğunu nasıl bileceğiz?” diye ikinci bir suâle daha kapı açıldı.

Bu suâle cevaben ﴾ وَاِنْ كُنْتُـمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَـا... الخ ﴿ âyetiyle ce

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.