İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 161 / 255
161 Nübüvvetin Tahkiki

hakkındadır, bu âyet de isbât-ı nübüvvet hakkındadır. Nübüvvet-i Muhammediye (A.S.M.) ise, tevhidin en büyük bir delilidir. Demek ki bu iki âyet arasında cihet-i irtibat, aralarındaki dâlliyet ve medlûliyet alâkasıdır. Yani biri delil, diğeri medlûldür.

Nübüvvetin isbâtı, ancak mu'cizeler ile olur. En büyük mu'cizesi ise, Kur'ân-ı Kerîm’dir. Evet, Kur'ânın mu'cize olduğu, Âlem-i İslâm’ca kabûl ve tasdik edilmiş bir hakikattir.

Amma muhakkìkîn-i ulemâ tarafından, Kur'ânın vücûh-u i'câzı hakkında ihtilâf vâki olmuştur. Yani, i'câzını intac eden cihetler çoktur. Herbir muhakkìk, bir ciheti tercih ve ihtiyar etmiştir; aralarında muhâlefet, müsâdeme yoktur.

İ'câzın vecihleri:

1. Gâibden, istikbâlden haber vermesi.

2. Âyetlerinde tenâkuz, tehâlüf, hatâ bulunmaması.

3. Nazm ile nesir arasında, edîblerce gayr-ı ma'lûm bir üslûbu ihtiyar etmesi.

4. Okur-yazar olmayan bir Zâttan sudûr etmesi.

5. Tâkat-i beşeriye fevkınde ulûm ve hakàikı ihâta etmesi gibi pek çok şeylerdir.

Lâkin i'câzının en yüksek vechi, nazmındaki belâğattan doğmuştur. Evet, Kur'ânın bu nev'i i'câzı, beşerin tâkatinden haric bir derecededir. Bu hakikati tafsîlen anlayıp kanâat hâsıl etmek isteyen, bu tefsiri ve emsâli eserleri ve “Yirmibeşinci Söz”ü zeyilleriyle beraber mütâlaa etsin.

Fakat icmâlî bir ma'lûmâtı elde etmek isteyenler de, belâğatın imâmları bulunan Abdülkahir-i Cürcânî, Zemahşerî, Sekkâkî, Câhız’ın bu kısım i'câz hakkında –üç tarîk ile– beyân ettikleri ma'lûmâttan, mikdar-ı kâfî ma'lûmât elde edebilir.

Birinci Tarîk: Arab kavmi; maârifsiz, bedevî bir millet idi. Muhîtleri de, onlar gibi bedevî bir muhît idi. Dîvânları, şiir idi. Yani, medâr-ı iftihar olan hâllerini, şiir ile kayd ve muhâfaza ederlerdi. İlimleri, belâğat idi. Medâr-ı iftiharları, fesâhat idi. Sâir kavimlerden fazla bir zekâya mâlik idiler. Başka insanlara nisbeten cevvâl fikirleri vardı.

İşte Arab kavmi böyle bir vaziyette iken ve zihinleri de bahar çiçekleri gibi yeni yeni açılmaya başlarken, birdenbire Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân, yüksek belâğatıyla, hàrika fesâhatiyle mele-i a'lâdan yeryüzüne indi. Arabların medâr-ı iftiharları ve timsâl-i belâğatları olan ve bilhassa Kâbe duvarında teşhîr edilmek üzere altın suyu ile yazılmış “Muallakàt-ı Seb'a”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.