İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 156 / 255
156

binâendir ki; ﴾ اِنَّ اللّٰه عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ﴿ da kinâye tarîki ihtiyar edilmiştir. Hissiyatı bu merkezde olan avâm-ı nâsa yapılan irşadlarda, belâğat ve irşadın iktizasınca, avâmın fehimlerine mürâat, hissiyatına ihtiram, fikirlerine ve akıllarına göre yürümek lâzımdır. Nasıl ki bir çocukla konuşan, kendisini çocuklaştırır ve çocuklar gibi çat-pat ederek konuşur ki, çocuk anlayabilsin... Avâm-ı nâsın fehimlerine göre ifâde edilen Kur'ân-ı Kerîm’in ince hakikatleri, اَلتَّنَزُّلَاتُ الْاِلٰهِيَّـةُ اِلَى عُقُولِ الْبَشَرِ ile anılmaktadır.

Yani, insanların fehimlerine göre Cenâb-ı Hakk’ın hitâbâtında yaptığı bu tenezzülât-ı İlâhiye, insanların zihinlerini hakàiktan tenfîr edip kaçırtmamak için İlâhî bir okşamadır. Bunun için, müteşâbihât denilen Kur'ân-ı Kerîm’in üslûbları, hakikatlere geçmek için ve en derin incelikleri görmek için, avâm-ı nâsın gözüne bir dûrbîn veya numaralı birer gözlüktür.

Bu sırra binâendir ki; büleğâ, büyük bir ölçüde ince hakikatleri tasavvur ve dağınık mânâları tasvir ve ifâde için istiâre ve teşbihlere müracaat ediyorlar. Müteşâbihât dahi ince ve müşkül istiârelerin bir kısmıdır. Zîra müteşâbihât, ince hakikatlere sûretlerdir.

Kur'ânda müşkülât vardır dedikleri birinci şübhenin ikinci kısmına cevab:

İşkâl dedikleri şey ya üslûbun pek yüksek ve muhtasar olmasıyla mânânın çok derin ve inceliğinden ileri gelir; Kur'ânın müşkülâtı bu kabîldendir veya ibarede karışık ve düğümlü noktaların bulunmasından neş'et eder; Kur'ân-ı Kerîm, bu kısım müşkülâttan müberrâ ve münezzehtir. Acaba cumhûrun zihninden uzak ve pek derin hakikatleri kolay ve kısa bir sûretle avâm-ı nâsın fehimlerine yakınlaştırmak ayn-ı belâğat değil midir? Belâğat, muktezâ-yı hâli mürâattan ibaret değil midir? Hey gözlerin kör olsun herif!

Yaratılışta ve maddiyâta dair mes'elelerde Kur'ân mübhem geçmiştir dedikleri ikinci şübhelerine cevab, şöyle ki:

Şecere-i âlemde, meylü'l-istikmâl vardır. Yani kâinâtın, bir ağaç gibi, bütün zerrâtı ve eczâsı kemâle meyleder ve kemâle doğru yürümektedirler. O umumî meylü'l-istikmâlden ayrı olarak, insanda da meylü't-terakkî vardır. Bu meylü't-terakkî çekirdek gibidir; neşv ü nemâsı pek çok tecrübeler vâsıtasıyla olur ve çok fikirlerin mahsulü olan neticelerin ictimâiyle teşekkül ve tevessü' etmekle fünûnu intac eder. Bu fünûn da, mürettebedir. Yani her ikinci fen, birincisinin neticesidir. Birincisi olmasa, o olamaz. Birincisinin ona mukaddime ve ulûm-u müteârife hükmünde olması şarttır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.