İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 155 / 255
155 Nübüvvetin Tahkiki

1. Diyorlar ki: Kur'ânda “müteşâbihât ve müşkülât” denilen, hakîki mânâları anlaşılmayan bazı şeylerin bulunması, i'câzına münâfîdir. Zîra Kur'ânın i'câzı, belâğat üzerine müessestir; belâğat da, ancak ifâdenin zuhûr ve vuzûhuna mebnîdir?..

2. Diyorlar ki: Yaratılışa ait mes'eleler, mübhem ve mutlak bırakılmıştır. Ve kezâ, kâinâta dair fünûndan pek az bahsedilmiştir. Bu ise, ta'lim ve irşad mesleğine münâfîdir?..

3. Diyorlar ki: Kur'ânın bazı âyetleri zâhiren aklî delillere muhâliftir. Bundan, o âyetlerin hilâf-ı vâki oldukları zihne geliyor. Bu ise, Kur'ânın sıdkına muhâliftir?..

O heriflerin zu'mlarınca, Kur'âna bir nâkìsa ve şek ve şübhelere sebeb addettikleri şu üç emir, Kur'ân-ı Kerîm’e bir nâkìsa teşkil etmez. Ancak, Kur'ânın i'câzını bir kat daha isbât etmeye ve irşad hususunda Kur'ânın en belîğ bir ifâde ile en yüksek bir üslûbu ihtiyar etmesine sâdık, şâhid ve kat'î delildir. Demek kabahat, onların fehimlerindedir –hâşâ!– Kur'ân-ı Kerîm’de değildir.

Evet, وَكَمْ مِنْ عَائِبٍ قَوْلاً صَحِيحًا ❀ وَآفَتُـهُ مِنَ الْفَهْـمِ السَّقِيـمِ Şâirin dediği gibi, fehimleri hasta olduğundan, sağlam sözleri ta'yib ediyorlar veya ayı gibi elleri üzüm salkımına yetişemediğinden, ekşidir diyorlar. Bunların da fehimleri Kur'ânın o yüksek i'câzına yetişemediğinden, ta'yib ediyorlar.

Kur'ân-ı Kerîm’de müteşâbihât vardır dedikleri birinci şübhelerine cevab:

Evet, Kur'ân-ı Kerîm, umumî bir muallim ve bir mürşiddir. Halka-i dersinde oturan, nev'-i beşerdir. Nev'-i beşerin ekserîsi avâmdır. Mürşidin nazarında ekall, eksere tâbidir. Yani, umumî irşadını ekallin hatırı için tahsîs edemez. Maahazâ, avâma yapılan konuşmalardan havâs hisselerini alırlar; aksi hâlde avâm, yüksek konuşmaları anlayamadığından mahrum kalır.

Ve kezâ, avâm-ı nâs, ülfet ettikleri üslûblardan ve ifâdelerin çeşitlerinden ve dâima hayâllerinde bulunan elfâz, maânî ve ibarelerden fikirlerini ayıramadıklarından, çıplak hakikatleri ve akliyâtı fehmedemezler. Ancak, o yüksek hakàikın, onların ülfet ettikleri ifâdelerle anlatılması lâzımdır.Fakat Kur'ânın böyle ifâdelerinin hakikat olduğuna i'tikàd etmemelidirler ki; cismiyet ve cihetiyet gibi muhâl şeylere zâhib olmasınlar. Ancak o gibi ifâdelere, hakàika geçmek için bir vesile nazarıyla bakılmalıdır.

Meselâ, Cenâb-ı Hakk’ın kâinâtta olan tasarrufunun keyfiyeti; ancak bir sultanın taht-ı saltanatında yaptığı tasarrufla tasvir edilebilir. Buna

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.