İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 150 / 255
150

müteessir olmayanlar, İslâmiyet dâiresine girdikten sonra karıncaya bile ayak basmaz oldular. Acaba böyle rûhî, kalbî, vicdânî bir inkılâb hiçbir kanuna tatbik edilebilir mi? Bu nükteleri ceyb-i kalbine soktuktan sonra, bu noktalara da dikkat et:

1. Tarih-i âlemin şehâdetiyle sâbittir ki; parmakla gösterilen en büyük bir dâhî, ancak umumî bir isti'dâdı ihyâ ve umumî bir hasleti îkaz ve umumî bir hissi inkişaf ettirebilir. Eğer böyle bir hissi de îkaz edememiş ise sa'yi hep hebâ olur.

2. Tarih bize gösteriyor ki; en büyük bir insan, hamiyet-i milliye, hiss-i uhuvvet, hiss-i muhabbet, hiss-i hürriyet gibi hissiyat-ı umumiyeden bir veya iki veyâhut üç hissi îkaz etmeye muvaffak olur. Acaba evvelki zamanların cehâlet, şekàvet, zulüm zulmetleri altında gizli kalan binlerce hissiyat-ı àliyeyi, Cezîretü'l-Arab memleketinde, bedevî ve dağınık bir kavim içinde inkişaf ettirmek hàrikulâde değil midir? Evet, şems-i hakikatin ziyâsındandır.

Bu noktaları aklına sokamayanın, Cezîretü'l-Arab’ı biz gözüne sokarız. Ey muannid! Cezîretü'l-Arab’a git; en büyük feylesoflardan yüz taneyi de intihâb et, beraber götür. Onlar da orada ahlâkın ve maneviyatın inkişafı hususunda çalışsınlar. Muhammed-i Arabî’nin o vahşetler zamanında o vahşî bedevîlere verdiği cilâyı, senin o feylesofların şu medeniyet ve terakkiyât devrinde yüzde bir nisbetinde verebilirler mi? Çünkü o Zâtın yaptığı o cilâ; İlâhî, sâbit, lâyetegayyer bir cilâdır ve onun büyük mu'cizelerinden biridir.

Ve kezâ, bir işte muvaffakıyet isteyen adam; Allah’ın âdetlerine karşı safvet ve muvâfakatini muhâfaza etsin ve fıtratın kanunlarına kesb-i muârefe etsin ve hey'et-i ictimâiye râbıtalarına münâsebet peydâ etsin. Aksi takdirde, fıtrat, adem-i muvâfakatle cevab verecektir.

Ve kezâ, hey'et-i ictimâiyede, umumî cereyana muhâlefet etmemek lâzımdır. Muhâlefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır. Binâenaleyh, o cereyanlarda, tevfik-i İlâhînin müsâadesine mazhariyeti dolayısıyla, o dolabın üstünde, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hak ile mütemessik olduğu sâbit olur.

Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın getirdiği şerîatın hakàikı, fıtratın kanunlarındaki muvâzeneyi muhâfaza etmiştir. İctimâiyatın râbıtalarına lâzım gelen münâsebetleri ihlâl etmemiştir. Zaman uzadıkça, aralarında ittisal peydâ olmuştur.

Bundan anlaşılır ki; İslâmiyet, nev'-i beşer için fıtrî bir dindir ve ictimâiyatı tezelzülden vikàye eden yegâne bir âmildir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.