İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 149 / 255
149 Nübüvvetin Tahkiki

BEŞİNCİ MES'ELE:

Asr-ı saâdete ve bilhassa Cezîretü'l-Arab mes'elesine dairdir. Bunda da “dört nükte” vardır.

Birinci Nükte: Âlemce ma'lûmdur ki, az bir kavmin âdetlerinden, hakîr, ehemmiyetsiz bir âdeti kaldırmak veya zelîl, miskin bir tâifenin cüz'î zaîf huylarını ref'etmek; büyük bir hükümdara, uzun bir zamanda bile çok zahmetlere bağlıdır. Acaba, hâkim olmamakla beraber, az bir zamanda nihâyet derecede âdetlerine müteassıb, inatçı ve kesretli bir kavimde rüsuh ve kuvvet peydâ etmiş olan âdetleri ref' ve kalblerde istikrar peydâ eden ve zamanlarca devam ve istimrar eden ahlâklarını terkettiren; hem yerlerine gayet yüksek âdetleri, güzel ahlâkları te'sis eden bir zât hàrikulâde olmaz mı?

İkinci Nükte: Yine âlemce ma'lûmdur ki, devlet, bir şahs-ı manevîdir. Çocuk gibi, teşekkülü, büyümesi tedrîcîdir.

Ve kezâ, yeni teşekkül eden bir devletin, bir milletin rûhuna kadar nüfûz eden eski bir devlete galebe etmesi, yine tedrîcîdir; zamana mütevakkıftır. Acaba, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bütün esâsât-ı àliyeyi hâvî olan ve maddî manevî bütün terakkiyât ve medeniyet-i İslâmiyenin kapısını açan, kısa bir zamanda def'aten teşkil ettiği bir devletle dünyanın bütün devletlerine galebe edip maddî manevî hâkimiyetini muhâfaza ve ibkà ettiren, hàrikulâdeliği değil midir?

Üçüncü Nükte: Evet, kahr ve cebr ile zâhirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibkà edilebilir. Fakat bütün kalblere, fikirlere, rûhlara icra-yı te'sir ederek, zâhiren ve bâtınen beğendirmek şartıyla vicdânlar üzerine hâkimiyetini muhâfaza ve ibkà etmek –en büyük hàrika olmakla– ancak nübüvvetin hàssalarından olabilir.

Dördüncü Nükte: Evet, tehdidlerle, korkularla, hilelerle efkâr-ı âmmeyi başka bir mecrâya çevirtmek mümkün olur. Fakat, te'siri cüz'îdir, sathîdir, muvakkat olur. Muhâkeme-i akliyeyi az bir zamanda kapatabilir.

Amma irşadıyla kalblerin derinliklerine kadar nüfûz etmek, hissiyatın en incelerini heyecana getirmek, isti'datların inkişafına yol açmak, ahlâk-ı àliyeyi te'sis ve alçak huyları imha ve izâle etmek, cevher-i insaniyetten perdeyi kaldırıp hakikati teşhîr etmek, hürriyet-i kelâma serbestî vermek; ancak şuâ-ı hakikatten muktebes hàrikulâde bir mu'cizedir.

Evet, Asr-ı Saâdetten evvelki zamanlarda kalb katılığı ve merhametsizlik öyle bir hadde bâliğ olmuştu ki, kocaya vermekten âr ederek kızlarını diri diri toprağa gömerlerdi! Asr-ı Saâdette İslâmiyet’in doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sâyesinde, evvelce kızlarını gömerlerken

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.