hiçbir şeyi düşünmez. Hattâ kudret-i İlâhiyenin binlerle hikmetleri için kâinâtta neşrettiği ziyânın menfaati, tamamen kendisine ait olduğunu ve kendisi için gönderildiğini zanneder.
Ziyânın adem-i devamı yüzünden sür'atli bir yürüyüşle yollarına devam etmeleri muktezâ-yı hal ve makam iken, sür'atsiz, âdi bir yürüyüş ifâde eden مَشَوْا tâbiri, musîbetin şiddetinden neş'et eden za'fiyet yüzünden, sür'at-i seyre kàdir olamadıklarına işârettir.
Sual: İnsanlar yerde yürüdükleri gibi, onların da yürümeleri yerde olmalıdır. Hâlbuki فِيـهِ ’deki zamîrin ziyâya râci' olması cihetiyle, onların yürümeleri ziyâda olduğu anlaşılır.
Elcevab: Onların ziyâ haricinde yürümeleri mümkün olmadığı için, sanki mesâfeleri ve medâr-ı hareketleri yalnız ziyâya münhasırdır.
وَاِذَا ’deki و yolcuların evvelce gördükleri zulmet musîbetini tazelemek için ikinci bir zulmet daha atıf ve ilâve edildiğine işârettir.
اِذَا ’nın ifâde ettiği cüz'iyet ve kıllet ise, yolcuların zulmete karşı besledikleri nefret ve gösterdikleri körlük şiddetinden, fikren zulmeti düşünmediklerine, ancak aleddevam ziyâ için bir fırsat beklerlerken, birden bire zulmetin hücumuna ma'rûz kaldıklarına işârettir.
اَظْلَـمَ ’nin berke olan isnâdı, berkin ziyâsından sonra hücum eden zulmetin, başka zulmetlerden şedîd olduğuna işârettir.
Ve kezâ, musîbet-zede olan yolcuların tahayyüllerine göre, güyâ berkin ziyâsından sonra şu boşluğu dolduran zulmetler hep berk ateşinin sönmesinden meydâna gelen dumanlar olduğuna da hayâlî bir îmâdır.
Zarar için kullanılan عَلَيْـهِمْ ’deki عَلٰى kelimesi, zulmet musîbetinin tesâdüfî olmayıp, ancak onların ceza-yı amelleri olduğuna işârettir. Ve musîbet-zede olan yolcuların, şu boşluğu dolduran zulmetler ve bütün insanlar içerisinden onları kasd ve onlara zarar vermek için gönderilmiş olduklarını tahayyül ettiklerine bir remizdir.
Zulmet çöktüğü vakit sükûnetle durup depreşmemeleri icâb ederken, “ayağa kalktılar” mânâsını ifâde eden قَامُوا tâbiri, musîbetin şiddetinden ve musîbetle çok uğraştıklarından, rükû vaziyetini andıran bellerinde bir
