her taraftan ihâta etmiştir. Ve kezâ, Allah’ın bütün kâinâtı ihâta eden ilim ve kudreti ve bütün zerrata şâmil olan emirleri göz önüne getirilirse مُحِيطٌ kelimesinden şöyle bir ihtar fışkırmaya başlar: Ey kâfirler! Semâvât ve arzın dışarısına çıkamazsınız. Dahilde ise her nereye kaçacak olursanız olunuz, Allah, ilim ve kudretiyle her yerde hâzır ve nâzırdır.
بِالْكَافِرِينَ Bu kelimeyi مُحِيطٌ lafzına bağlayan ب harf-i cerri, Allah’ın gadabından kaçan kâfirler, yine Allah’ın gadabına rast gelip musîbet oklarına hedef olduklarına işârettir.
كَافِرِينَ ünvânı ise üç işâreti taşıyor.
Birincisi: Temsîl içerisinde mümesselleri, yani münâfıkları göstermekle, sâmi'in temsîl ile meşgul olup mümesselden ve maksaddan gâfil olmamasını te'min etmek içindir.
İkincisi: Temsîl ile mümessellerin, yani yolcuların durumuyla münâfıkların durumu arasında son sistemde bulunan müşâbehetin kuvvetinden dolayı, birbirinin sıfatını ve yekdiğerinin lakabını ve soyadını taşıdıklarına işârettir.
Üçüncüsü: Kâfirlerin kalbleri gibi, münâfıkların da kalbleri zulmet ve azab içinde bulunduğuna işârettir. Zîra yaptıkları cinayet ve kusurlarından dolayı, vicdânları dahi onları tâzib etmekten geri kalmıyor. Evet, bizzat yaptığı cinayetin cezasını gören bir adamın vicdânı müsterih olmaz.
﴾ يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُـمْ ﴿ Bu cümledeki kelimelerin işgal ettikleri yerlerle münâsebetleri ve herbirinin taşıdığı işâretleri ise, evvelâ bu cümle müste'nifedir. Yani mâkabliyle bağlı değildir. İsti'nâfı ise mukadder bir suale cevaptır.
Sual: Berk, zulmetleri dağıtan ziyâdâr bir ateştir. Onlar onun ziyâsından istifade etmediler mi?
Elcevab: Bir fâide ve bir menfaat görmeleri şöyle dursun, berkin zararından ve belâsından korktular diye Kur'ân-ı Kerîm bu cümle ile o mukadder suale cevab vermiştir.
Kurbiyeti ve yakınlığı ifâde eden يَكَادُ kelimesinin bu cümlede delâlet ettiği mânâ şöyledir: Gözlerini hatfedecek, yani kaptıracak ve kör edecek esbâb mevcûd olduğuna rağmen, her nasılsa bir mâniden dolayı henüz kör
