İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 119 / 255
119 Münâfıklar Hakkında

اَلْجَـزَاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَـمَلِ Evet, sirkat elle yapıldığından, el kesilir. Fenâ sözler ağızla söylendiğinden, ağıza vurulur. Öyleler de nedâmet için sağ elini ağzına ve hacâlet için sol elini gözlerine korlar.

﴾ مِنَ الصَّوَاعِقِ ﴿ Bu makamda ra'd ve berkin yolculara zarar vermekte müttehid olduklarına işâreten, yalnız berkin sıfatı olan sâikanın zikriyle iktifâ edilerek ra'dın sıfatı terk edilmiştir. Fakat sâika şiddetli bir savtla yakıcı bir ateşten ibaret olduğu cihetle, ra'dın gürültüsünü de tazammun etmiş bulunuyor. Bu itibarla ra'dın sıfatı da zikredilmiş demektir.

﴾ حَـذَرَ الْمَوـتِـ ﴿ Yani, yolcuların sâikalara karşı parmaklarıyla yaptıkları o gülünç müdafaaları mal, evlâd, eşya vesâire gibi şeylerin korkusundan değildir. Ancak canlarını Cehenneme teslîm edecek olan ölümün korkusundandır. Çünkü musîbetin bıçağı kemiğe dayanmıştır. Onlar sevdikleri şeylerden hiçbirisine kederlenmezler, merak etmezler. Ancak ölümü ve hıfz-ı hayatı düşünürler.

﴾ وَاللّٰهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ ﴿ Bu cümlede bulunan kelimelerin birbiriyle münâsebetlerine ve ifâde ettikleri nüktelere gelince:

و aralarında münâsebet bulunan iki şeyi birbirine atfeden bir âlettir. Burada ise mâkabliyle mâba'di arasında bir münâsebet görünmüyor. Fakat birinci temsîlle ikinci temsîlin arasındaki münâsebete bakarak şöyle silsileli birkaç cümleyi ihtar ediyor: Onlar şenlikli olan yerlerden firar ettiler. Şehirlilikten nefret ettiler. Gecenin istirahat zamanı olduğuna dair kanuna muhâlefet ettiler. Hem nasihatlere itâat etmeyerek sanki necâtları çöllerdeymiş gibi sahrâlara düştüler. En nihâyet haybet ve hüsrana uğrayarak her taraftan Allah’ın belâsına ma'rûz kaldılar.

اَللّٰهُ Bu kelime-i mübâreke ise, onların son ümîd ve recâlarının kesildiğine işârettir. Çünkü musîbet-zede olan bir adam, evvel ve âhir Allah’ın merhametine ilticâ etmekle mütesellî olur. Hâlbuki Allah’ın kahır ve gadabına müstehak olanın elbette ve elbette necâtından ümîdi ve recâsı kesilir.

مُحِيطٌ kelimesi, onları ihâta eden musîbetlerin, Allah’ın âsâr-ı azameti olduğuna işârettir. Yani, gökler, bulutlar, yağmurlar, geceler, onlara cihât-ı sitteden hücum ettikleri gibi, Allah’ın da gazab ve beliyyâtı onları

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.