İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 116 / 255
116

derelere, deve kafilelerine yapılan teşbihler, üslûblar, nazar-ı belâğatta pek güzel görünür. Binâenaleyh, âlem-i ulvî ile âlem-i süflî arasındaki ve dolayısıyla bulutlarla dağlar arasındaki müşâbehet ve münâsebete binâen ﴾ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّـمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ فِيـهَا مِنْ بَرَدٍ﴿ âyet-i kerîmesinin mânâ-yı belîğânesi, “Dağların büyüklüğünde, dolunun renginde bulunan semâdaki bulutlardan yağmurları inzâl ediyoruz” demektir.

Bu güzel ve belâğatça makbûl, akıl ve mantığa mutâbık mânâ dururken, âyetin zâhirine yapışıp, “beş yüz senelik mesâfeden iki dakikalık bir zaman zarfında yağmuru cirm-i semâdan yeryüzüne indirmek” gibi sakat bir mânâya zâhib olmak, kâr-ı akıl değildir. Hem hikmet ve iktisad ve adem-i abesiyet, bu yanlış zehâbı reddeder.

Yolcuların gecesinin korkunç olduğunu göstermek için zikredilen

﴾ فِيـهِ ظُـلُمَاتٌ ﴿’deki فِيـهِ ’nin takdimi, o musîbetli gecenin şiddet-i zulmetinden dehşet alanlarca, güyâ çok gecelerin zulmetleri toplanıp, o gecenin zulmetine inzimam etmiş olduklarına işârettir.

Sual: فِيـهِ ’deki zamîrin صَيِّبٍ ’e râci' olmasından, yağmurun zarf, zulmetin mazruf olduğu anlaşılır. Hâlbuki kaziye mâkûsedir; yağmur zulmetin içindedir.

Elcevab: Yağmurun kesretinden dehşet alan yolcuların zannıyla güyâ şu boşluk yağmurla dolu bir havuzdur. Ve o zulmetin zerreleri de o yağmurun katreleri arasına dağılmıştır. İşte böyle bir zanna binâen, yağmur zarf, zulmet mazruf olabilir.

﴾ ظُـلُمَاتٌ ﴿ kelimesinin cem sîgasıyla zikri ise, bulutların hem karanlıklarından, hem kesâfetlerinden, hem karanlık ve kesâfet, âmm olduğundan, hem yağmurun katrelerinin kesâfetlerinden hâsıl olan müteaddid zulmetlere işârettir.

Tenkîri ve mechûliyeti ifâde eden ظُـلُمَاتٌ ’deki tenvin, yolcularca hakikatleri mechûl birtakım zulmetler olduğuna işârettir. Demek o tenvin, yolcuların ilmine perde olarak bir zulmeti daha ilâve etmiştir. O hâlde bu tenvin, yolcuların gözlerine perde olan zulümâta bir te'kiddir.

﴾ وَرَعْـدٌ وَبَرْقٌ ﴿ Yani, gök gürültüsüyle şimşek, Cenâb-ı Hakk’ın azametine ve kudretine delâlet eden pek âşikâr iki âyettir ki, âlem-i gaybdan, bulutların idare ve tedvîrlerine müekkel ve nizâm ve intizam kanunlarının

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.