İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 72 / 238
72

beraber şuûrsuz şükürleri şuûr ile temsîl eden Mîkâil Aleyhisselâm gibi meleklerin pek acîb mâhiyette olarak bulunmaları ve vücûdları ve rûhların bekàları, saltanat ve haşmet-i Rubûbiyetin muktezâsıdır. Onların ve herbirinin mahsûs tâifelerinin vücûdları, kâinâtta güneş gibi görünen saltanat ve haşmetin vücûdu derecesinde kat'îdir ve şübhesizdir... Melâikeye ait başka maddeler bunlara kıyâs edilsin.

Evet küre-i arzda dörtyüzbin nev'ileri zîhayattan halkeden, hattâ en âdi ve müteaffin maddelerden zîrûhları çoklukla yaratan ve her tarafı onlarla şenlendiren ve mu'cizât-ı san'atına karşı, onlara dilleriyle “Mâşâallâh, Bârekallâh, Sübhânallâh” dediren ve ihsânat-ı rahmetine mukâbil “Elhamdülillâh, Ve'ş-Şükrülillâh, Allâhuekber” o hayvancıklara söylettiren bir Kadîr-i Zülcelâl-i ve'l-Cemâl, elbette, bilâ-şek velâ-şübhe, koca semâvâta münâsib, isyansız ve dâima ubûdiyette olan sekeneleri ve rûhânileri yaratmış, semâvâtı şenlendirmiş, boş bırakmamış ve hayvanatın tâifelerinden pekçok ziyâde ayrı ayrı nev'ileri meleklerden icâd etmiş ki; bir kısmı küçücük olarak yağmur ve kar katrelerine binip san'at ve Rahmet-i İlâhiyeyi kendi dilleriyle alkışlıyorlar; bir kısmı, birer seyyâr yıldızlara binip fezâ-yı kâinâtta seyahat içinde azamet ve izzet ve haşmet-i Rubûbiyete karşı tekbir ve tehlil ile ubûdiyetlerini âleme ilân ediyorlar.

Evet, zaman-ı Âdemden beri bütün semâvî kitaplar ve dinler, meleklerin vücûdlarına ve ubûdiyetlerine ittifakları ve bütün asırlarda melekler ile konuşmalar ve muhâvereler, kesretli tevâtür ile insanlar içinde vukû' bulduğunu nakl ve rivâyetleri ise, görmediğimiz Amerika insanlarının vücûdları gibi meleklerin vücûdlarını ve bizimle alâkadar olduklarını kat'î isbât eder.

İşte şimdi gel, îmân nuruyla bu küllî ikinci meyveye bak ve tat; nasıl kâinâtı baştan başa şenlendirip, güzelleştirip bir mescid-i ekbere ve büyük bir ibâdethâneye çeviriyor. Ve fen ve felsefenin soğuk, hayatsız, zulmetli, dehşetli göstermelerine mukâbil; hayatlı, şuûrlu, ışıklı, ünsiyetli, tatlı bir kâinât göstererek bâkî hayatın bir cilve-i lezzetini ehl-i îmâna, derecesine göre dünyada dahi tattırır.

Tetimme: Nasıl ki vahdet ve ehadiyet sırrıyla kâinâtın her tarafında aynı kudret, aynı isim, aynı hikmet, aynı san'at bulunmasıyla Hàlık’ın vahdet ve tasarrufu ve icâd ve rubûbiyeti ve hallâkıyet ve kudsiyeti, cüz'î-küllî herbir masnû'un hâl dili ile ilân ediliyor. Aynen öyle de; her tarafta melekleri halkedip her mahlûkun lisân-ı hâl ile şuûrsuz yaptıkları tesbihâtı, meleklerin ubûdiyetkârâne dilleriyle yaptırıyor. Meleklerin hiçbir cihette hilâf-ı emir hareketleri yoktur. Hàlis bir ubûdiyetten başka hiçbir icâd ve emirsiz hiçbir müdâhale, hattâ izinsiz şefâatleri dahi olmaz. Tam ﴾ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ ﴿ ve ﴾ يَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ﴿ sırrına mazhardırlar. ∗ ∗ ∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.