İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 67 / 238
67

genişlendirdi ve âhirzaman Peygamberimizin îmâna ait olan da'vâlarına binler imza bastırdı, şeytanları susturdu.

Birden Hikmetü'l-İstiâze Lem'ası ’nda kat'î cevabı bulunan bir suâl kalbime geldi ki; “Bu meyveler gibi hadsiz tatlı semereler ve fâideler ve hasenâtın gayet güzel neticeleri ve menfaatleri ve Erhamürrâhimîn’in gayet merhametkârâne tevfikleri ve inâyetleri ehl-i hidayete yardım edip kuvvet verdikleri hâlde, ehl-i dalâlet neden çok defa galebe eder ve bazen yirmisi, yüz tane ehl-i hidayeti perîşan eder?” diye, ma'nen benden soruldu. Ve bu tefekkür içinde şeytanın gayet zaîf desîselerine karşı Kur'ânın büyük tahşidâtı ve melâikeleri ve Cenâb-ı Hakk’ın yardımını ehl-i îmâna göndermesi hâtıra geldi. Risale-i Nurun onun hikmetini kat'î hüccetlerle izâhına binâen, o suâlin cevabına gayet kısa bir işâret ederiz:

Evet, bazen serseri ve gizli, muzır bir adamın bir saraya ateş atmaya çalışması yüzünden, yüzer adamın yapması gibi; yüzer adamın muhâfazası ile ve bazen devlete ve pâdişaha ilticâ ile o sarayın vücûdu devam edebilir. Çünkü, onun vücûdu, bütün şerâitin ve erkânın ve esbâbın vücûduyla olabilir. Fakat onun ademi ve harâb olması bir tek şartın ademiyle vâki ve bir serserinin bir kibritiyle yanıp mahvolduğu gibi; ins ve cin şeytanları az bir fiil ile büyük tahribât ve dehşetli manevî yangınlar yaparlar. Evet bütün fenâlıklar ve günahlar ve şerlerin mâyesi ve esâsları ademdir, tahribdir. Sûreten vücûdun altında, adem ve bozmak saklıdır. İşte cinnî ve insî şeytanlar ve şerîrler bu noktaya istinâden gayet zaîf bir kuvvetle hadsiz bir kuvvete karşı dayanıp, ehl-i hak ve hakikati Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına ilticâya ve kaçmaya her vakit mecbur ettiğinden, Kur'ân, onları himâye için büyük tahşidât yapar. Doksandokuz esmâ-i İlâhiyeyi onların ellerine verir. O düşmanlara karşı sebat etmelerine çok şiddetli emirler verir.

Bu cevaptan, birden pek büyük bir hakikatin ucu ve azametli, dehşetli bir mes'elenin esâsı göründü. Şöyle ki: Nasıl ki Cennet bütün vücûd âlemlerinin mahsulâtını taşıyor ve dünyanın yetiştirdiği tohumları bâkiyâne sünbüllendiriyor; öyle de, Cehennem dahi hadsiz dehşetli adem ve hiçlik âlemlerinin çok elîm neticelerini göstermek için o adem mahsulâtlarını kavuruyor ve o dehşetli Cehennem fabrikası, sâir vazifeleri içinde, âlem-i vücûd kâinâtını âlem-i adem pisliklerinden temizlettiriyor. Bu dehşetli mes'elenin şimdilik kapısını açmayacağız, inşâallâh sonra izâh edilecek.

Hem meleklere îmân meyvesinden bir cüz'ü ve Münker ve Nekir’e ait bir nümûnesi şudur: “Herkes gibi ben dahi muhakkak gireceğim.” diye mezarıma hayâlen girdim. Ve kabirde yalnız, kimsesiz, karanlık, soğuk, dar bir haps-i münferitte bir tecrid-i mutlak içindeki tevahhuş

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.