İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 224 / 238
224

müstesnâ bir şekilde yetişen ve bütün ömrü boyunca İlâhî tecellîlere mazhar olan bambaşka bir âlim ve mümtâz bir şahsiyettir.

Ben, bu büyük zâtı, eserlerini ve talebelerini inceden inceye tedkik edip de o nur âleminde hissen, fikren ve rûhen yaşadıktan sonra, büyük ve eski bir Arab şâirinin bir beytiyle, çok derin bir hakikati ifâde ettiğini öğrendim.. “Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak, Cenâb-ı Hakk’a zor gelmez...” ∗∗∗

Gayesinin ulviyetinden, da'vâsının ihtişamından ve îmânının azametinden feyiz ve ilhâm alan bu kutbun câzibesine takılanların adedi günden güne çoğalmaktadır.

Akıllara hayret veren bu ulvî hâdise, münkirleri kahrettiği gibi, mü'minleri de şâd ve mesrûr eylemekte devam edip gidiyor.

Îmânlı gönüllerde manevî bir râbıta hâlinde yaşayan bu İlâhî hâdiseyi büyük bir mücâhid, kalbleri vecd içinde bırakan bir üslûbla, bakınız nasıl ifâde ediyor:

“Ahlâksızlık çirkefinin bir tûfân hâlinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde, O’nun yani Bediüzzaman’ın feyzini, bir sır gibi kalbden kalbe, mukâvemeti imkânsız bir hamle hâlinde intikal eder görmekle tesellî buluyoruz... Gecelerimiz çok karardı ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.”

Evet, bir sır gibi kalbden kalbe, mukâvemeti imkânsız bir hâlde yayılıp dağılan bu nurun, memleketin her köşesinde feyiz ve te'sirini görenler, hayret ve dehşetler içinde sormaya başladılar: “Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zât kimdir?! Hayatı, eserleri, meslek ve meşrebi nedir?! Tuttuğu yol bir tarîkat mı, bir cem'iyet mi, yoksa siyâsî bir teşekkül müdür?!”

Bununla da kalmadı, derhâl gerek idarî ve gerek adlî çok mühim takibler ve pek ciddi tedkikler, uzun ve müselsel mahkemeler cereyan etti... Neticede, bu İlâhî tecellînin gönüller ülkesine kurulan bir “Îmân ve İrfan Müessesesi”nden başka bir şey olmadığı tahakkuk edince, adâletin İlâhî bir sûrette tecellîsi şu şekilde zuhûr etti: “Bediüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin berâeti” kararı resmen ilân edildi. Ve artık, rûhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, îmânın küfre her zaman galebe çalacağı, ezelden ebede değişmeyecek olan İlâhî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu güneşler gibi belirdi.

Herhangi bir iklimde zuhûr eden bir ıslahatçının mâhiyet ve hakikatini, sadâkat ve samîmiyetini gösteren en gerçek mi'yâr, “da'vâsını ilâna

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.