İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 148 / 238
148

insanlardaki âmiriyet ve hâkimiyetin bir gölgesi, bu derece müdâhaleyi reddetmeyi ve başkasının müdâhalesini men'etmeyi ve hâkimiyetinde iştirâk kabûl etmemeyi ve makamında istiklâliyetini nihâyet taassubla muhâfazaya çalışmayı gör; sonra hâkimiyet-i mutlaka, Rubûbiyet derecesinde.. ve âmiriyet-i mutlaka, Ulûhiyet derecesinde..ve istiklâliyet-i mutlaka, Ehadiyet derecesinde.. ve istiğnâ-yı mutlak, Kàdiriyet-i mutlaka derecesinde bir Zât-ı Zülcelal’de, bu redd-i müdâhale ve men'-i iştirâk ve tard-ı şerîk, ne derece o hâkimiyetin zarûrî bir lâzımı ve vâcib bir muktezâsı olduğunu kıyâs edebilirsen et.

Amma ikinci şık şübhen ki: Bazı esbâb; bazı cüz'iyâtın, bazı ubû­diyetlerine merci' olsa o Ma'bûd-u Mutlak olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’a müteveccih zerrâttan seyyârâta kadar mahlûkatın ubûdiyetlerinden ne noksan gelir?

Elcevab: Şu kâinâtın Hàlık-ı Hakîm’i, kâinâtı bir ağaç hükmünde halkedip, en mükemmel meyvesini zîşuûr ve zîşuûrun içinde en câmi' meyvesini insan yapmıştır. Ve insanın en ehemmiyetli, belki insanın netice-i hilkati ve gaye-i fıtratı ve semere-i hayatı olan şükür ve ibâdeti, o Hâkim-i Mutlak ve Âmir-i Müstakil, kendini sevdirmek ve tanıttırmak için kâinâtı halkeden o Vâhid-i Ehad, bütün kâinâtın meyvesi olan insanı ve insanın en yüksek meyvesi olan şükür ve ibâdetini başka ellere verir mi? Bütün bütün hikmetine zıd olarak, netice-i hilkati ve semere-i kâinâtı abes eder mi? Hâşâ ve kellâ!..

Hem, hikmetini ve rubûbiyetini inkâr ettirecek bir tarzda mahlûkatın ibâdetlerini başkalara vermeye rızâ gösterir mi, hiç müsâade eder mi? Ve hem hadsiz bir derecede kendini sevdirmeyi ve tanıttırmayı ef'âliyle gösterdiği hâlde, en mükemmel mahlûkatının şükür ve minnetdârlıklarını, tahabbüb ve ubûdiyetlerini başka esbâba vermekle kendini unutturup, kâinâttaki makàsıd-ı àliyesini inkâr ettirir mi? Ey tabiat-perestlikten vazgeçen arkadaş! Haydi sen söyle!

O diyor:

Elhamdülillâh bu iki şübhem hallolmakla beraber; vahdâniyet-i İlâhiyeye dair ve Ma'bûd-u Bilhak O olduğuna ve Ondan başkaları ibâdete lâyık olmadığına o kadar parlak ve kuvvetli iki delil gösterdin ki, onları inkâr etmek, güneşi ve gündüzü inkâr etmek gibi bir mükâberedir. ∗ ∗ ∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.