﴾ فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُـمْ ﴿ Yani, “Ticâretlerinin kârı olmadı.”
Sual: Münâfıkların bu ticâretlerinde re'sülmalları da zâyi' olduğu hâlde, yalnız kârlarının olmamasından bahsedilmesi neye işârettir?
Elcevab: Akıllı bir tüccarın, kârı olmayan bir alışverişe girişmemesi lâzım olduğuna ve kârı olmamasıyla beraber, re'sülmalın da zâyi' olması ihtimali olan ticâretlere girişmemesi elzem ve evlâ olduğuna işârettir.
Sual: Ribh fiili, hakikaten münâfıkların fiili olduğu hâlde, bu cümlede ticârete isnâd edilmiş olduğu neye işârettir?
Elcevab: Onların ne bu ticâretlerinde, ne eczâsında, ne ahvâlinde ve ne vesâitinde, ne cüz'î ve ne de küllî bir fâide bulunmadığına işârettir. Evet, bazı ticâretlerde matlûb kâr olmasa da, ahvâlinde veya vesâitinde az çok bir fâide olabilir. Fakat bu ticâret ise şerr-i mahzdır, fâidelerden tamamen mahrum bir zarardır.
﴾ وَمَا كَــانُوا مُهْتَدِينَ ﴿ Yani, “Re'sülmallarını zâyi' etmekle hüsrana ma'rûz kaldıkları gibi, yollarını da kaybetmişlerdir.” Bu cümlede, sûrenin başındaki
﴾ هُـدًى لِلْمُتَّقِينَ ﴿ cümlesine gizli bir remiz vardır ki: Kur'ân-ı Kerîm hidayeti vermemiş değildir; hidayeti vermiş de bunlar kabûl etmemişlerdir. ∗∗∗
