İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 93 / 255
93 Münâfıklar Hakkında

اَلْمُؤْمِنُونَ kelimesine tercihen اَلَّذِينَ اٰمَنُوا kelimesinin zikri, onların mü'minlerle cihet-i irtibatları, yalnız îmân sıfatı hasebiyle olduğuna ve bütün sıfatlar içinde de en mümtâz ve medâr-ı nazar yalnız îmân sıfatı olduğuna îmâdır.

﴾ قَالُوا ﴿ Bu ünvân, onların sözleriyle kalbleri bir olmadığına ve söyledikleri sözler mahzâ riyâ ve müdahene perdesi altında kendilerine yapılan ithamları def etmek ve mü'minlerden celb-i menâfi' ile sırlarına vâkıf olmak azminde bulunduklarına işârettir.

﴾ اٰمَـنَّا ﴿ Makamın iktizasıyla bu kelimenin te'kidlerle müekked olarak zikredilmesi lâzım iken, te'kidsiz zikri, kalblerinde tahrîk edici bir şevkin ve bir aşkın bulunmamasıyla, sözlerini şiddetsiz ve te'kidsiz, serseriyâne söylemiş olduklarına işârettir. Ve kezâ onların te'kidleri adem hükmünde olup, mü'minleri inandıramadıklarına işârettir.

Ve kezâ اٰمَـنَّا kelimesi ile nifâklarına örttükleri perde pek zayıf olduğundan te'kid ve teşdid edildiği takdirde yırtılması ihtimali olduğuna işârettir. Çünkü te'kid ve teşdid şübheyi dâîdir. Şübhe ise tahkîkata bâistir. Tahkîkat yapıldığı takdirde boyaları meydâna çıkar. اٰمَـنَّا ’nın cümle-yi fiiliye ile zikri ise îmânlarının sâbit ve devamlı olduğuna mü'minlere inandırmak imkânını bulamadıklarına ve yalnız menfaatleri celb ve esrâra muttali' olmak maksadıyla mü'minlere müdahene ve tasannu' yapmakla ihdâs-ı îmân ettiklerine işârettir.

﴾ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطِينِهِـمْ قَالُوٓا اِنَّا مَعَكُـمْ ﴿ Evvelki âyetle bu âyetin birbirine olan atıfları, onların mesleksiz ve sebatsız olduklarına işârettir.

اِذَا ’nın ifâde ettiği cezmiyet, i'tiyâd ettikleri fesâd ve ifsad iktizasıyla şeytanlarına gitmelerini zarûrî bir vazife bildiklerine işârettir.

خَـلَوْا tâbiri, cinayetlerinden korktuklarından tesettür ve gizlenmek istediklerine işârettir. اِلٰى kelimesinin خَـلَوْا kelimesiyle daha uygun olan مَعَ kelimesine tercihen zikredilmesi, iki şey içindir: Birisi, acz ve zaafları yüzünden ilticâ etmeye mecbur olmalarıdır. İkincisi, fitne ve ifsad iktizasıyla mü'minlerin sırlarını kâfirlere îsâl etmektir. Bu iki mânâyı مَعَ ifâde edemez.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.