tazammun eden ikinci âyet, nehy-i anilmünkeri ifâde eden birinci âyete atıftır. Demek bu iki âyet arasındaki cihetü'l-vahdet, ya cinayettir veyâhut irşaddır.
Bu âyetteki cümlelerin arasındaki cihet-i irtibat ise:
Vaktâ ki ﴾ وَاِذَا قِيـلَ لَهُـمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّـاسُ ﴿ cümlesiyle farz-ı kifâye olan nasihat vazifesi îfâ edilmek üzere kâmil insanlardan ibaret olan cumhûr-u nâsa ittibâen, hàlis bir îmâna dâvet edildikleri zaman, onların enâniyet-i câhiliyeleri heyecana gelerek ﴾ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَـهَٓاءُ ﴿ deyip gurur ve inâdlarında ısrar ettiler ve “Da'vâmız haktır ve bizler hak üzereyiz” diye bâtıl ve inatçıların âdeti gibi bâtıl da'vâlarını hak ve cehâletlerini ilim iddia ettiler. Çünkü onların nifâkla kalbleri fesâda uğramıştır. Şübhesiz fâsit olan bir kalb, gururlu olur ve ifsadâta meyleder. Binâenaleyh, onlar kalblerinin fâsid olmasından temerrüd ve inâd ediyorlar. Ve hedef ittihàz ettikleri ifsad iktizasıyla yekdiğerlerine halkı idlâl etmeyi tavsiye ediyorlar. Ve gururlarının hükmüyle, diyânet ve îmânı sefâhet ve sefâlet telâkki ediyorlar. Ve nifâklarının icâbıyla, bu sözlerinde de münâfıklık yapıyorlar. Zîra bu sözlerinin zâhirinden “Biz divâneler değiliz, nasıl sefîhler gibi olacağız?” diye bir mânâ çıkar. Bâtınından ise “Nasıl ekserîsi fukara ve nazarımızda sefîh olan mü'minler gibi olacağız?” diye diğer bir mânâ çıkıyor.
Sonra, Kur'ân-ı Kerîm, onların mü'minlere attıkları sefâhet taşını
﴾ أَلٰٓا اِنَّـهُـمْ هُـمُ السُّفَـهَٓاءُ ﴿ cümlesiyle onlara iâde etmekle kendilerine yutturmuştur. Çünkü inâd ve cehâletleri bu dereceye vâsıl olanın hak ve müstehakkı, beyne'n-nâs teşhîr edilmekle sefâhetin kendisine münhasır olduğunu ilân etmektir.
Sonra ﴾ وَلٰكِنْ لَا يَعْـلَمُونَ ﴿ cümlesiyle onların cehl-i mürekkeble câhil olduklarına işâret etmiştir ki, bu gibi câhillere nasihat te'sir etmediğinden, onlardan tamamıyla i'râz etmek lâzımdır. Çünkü, nasihati dinleyen ancak cehlini bilenlerdir. Bunlar cehillerini de bilmezler.
Bu âyetin ihtiva ettiği cümlelerin eczâsı arasında bulunan irtibata gelelim:
﴾ وَاِذَا قِيـلَ لَهُـمْ امِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّـاسُ ﴿ cümlesindeki اِذَا kat’iyeti ifâde ettiğinden emr-i mâruf ile halkı irşad etmek lüzumuna işârettir.
