İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 74 / 255
74

Bu âyetin kelimeleri arasındaki münâsebetlere gelelim:

﴾ مِنَ النَّـاسِ ﴿ car ve mecrûru مَنْ kelimesine haber olduğu takdirde, şöyle bir sual vârid olur ki: Münâfıkların nâstan oldukları bedîhîdir. Bu hüküm, ma'lûmu i'lâm etmekten ibaret kalır.

Elcevab: Ma'lûmdur ki, bir hüküm bedîhî olduğu zaman, o hükmün lâzımı kasdedilir. Burada kasdedilen, o hükmün lâzımı olan taaccübdür. Sanki Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân, zımnen “Münâfıkların nâstan oldukları acîb birşeydir” diyerek, halkı taaccüb etmeye dâvet etmiştir. Zîra insan mükerremdir. Mükerrem olan insan, nifâka tenezzül etmez.

S — Madem ki ﴾ مِنَ النَّـاسِ ﴿ haberdir, niçin مَنْ üzerine tekaddüm etmiştir?

C — Madem ki o hükümden taaccüb kasdedilmiştir; taaccüb-ü inşaînin şe'ni, kelâmın evvelinde bulunmaktır.

Sonra nâs tâbirinden birkaç letâif çıkıyor.

Birincisi: Kur'ân’ın, münâfıkların şahıslarını ta'yin etmeyerek umumî bir sıfatla onlara işâret etmesi, Resûl-ü Ekremin (a.s.m.) siyasetine daha münâsibdir. Zîra münâfıkların şahıslarının ta'yiniyle kabahatleri yüzlerine vurulsaydı, mü'minler nefsin desîsesiyle vesveseye düşerlerdi. Hâlbuki vesvese havfe, havf riyâya, riyâ nifâka müncer olur.

Ve kezâ, eğer Kur'ân onları ta'yinle takbih etseydi, “Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) mütereddiddir, etbâ'ına emniyeti yoktur” denilecekti.

Ve kezâ, bazan kötülük ifşa edilmezse tedrîcen zâil olması ihtimali vardır. Fakat teşhîr edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrîk eder, fenâlığı daha fazla yapmasına bâis olur.

Ve kezâ, nâs gibi umumî bir sıfatın nifâka münâfî olması, hususî sıfatların daha ziyâde münâfî olmasına delâlet eder. Zîra, insan mükerremdir. Bu gibi rezâleti işlemek insaniyetin şânından değildir.

Ve kezâ, nâs tâbiri, nifâkın bir tâife veya bir tabakaya mahsûs olmayıp, hangi tâife olursa olsun, insan nev’inde bulunmasıdır.

Ve kezâ, nâs tâbiri, nifâk bütün insanların haysiyet ve şereflerini ihlâl eden bir rezâlet olduğundan, enzâr-ı âmmeyi nifâkın aleyhine çevirtmekle izâle ve adem-i intişarına çalışmaları lüzumuna işârettir.

S — يَقُولُ ile اٰمَـنَّا nın merci'leri bir iken, birisinin müfred, diğerinin cem’ sîgasıyla zikirlerinde ne hikmet vardır?

C — Zarîf bir letâfete işârettir ki, îmânın mevsufu cem’ ise de telaffuz eden müfreddir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.