tutulmakla ikinci اُو۬لٰٓئِـكَ yi ikinci اَلَّذ۪ينَ ye rabtı ve ikisinin de ehl-i kitab mü'minlere ircâı daha evlâdır.
İkincisi: اُو۬لٰٓئِـكَ nin tekrarı, her iki saâdetin gerek hidayete, gerek onların medih ve senâlarına müstakil ve ayrı ayrı gayeler ve sebebler olduklarına işârettir. Fakat ikinci اُو۬لٰٓئِـكَ nin hükmüyle beraber, birinci اُو۬لٰٓئِـكَ ye işâreti daha evlâdır.
Üçüncüsü: Zamîrü'l-fasl olan هُـمْ ehl-i kitaptan olup Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a îmân etmeyenlere bir ta'riz olmak üzere bu cümle ile yapılan hasrı te'kid etmek ile beraber, güzel bir nükteyi tazammun etmiştir. Şöyle ki:
Mübtedâ ile haber arasında bulunan هُـمْ zamîri, mübtedâyı, çok haberlere mübtedâ yapar. Ve bu gibi haberlerin ta'yinini de hayâle havâle eder. Yani haberlerin mahdûd ve muayyen olmadığını hayâle arzetmekle; hayâli, münâsib haberleri taharrî etmeye teşvik eder.
Nasıl ki Zeyd’i ele almakla “Zeyd âlimdir, Zeyd fâzıldır, Zeyd güzeldir.” gibi Zeyd’in sıfatlarından çok hükümleri dizebilirsin.
Kezâlik اُو۬لٰٓئِـكَ den sonra gelen هُـمْ zamîri hayâli harekete getirmekle “Onlar ateşten kurtulurlar.” “Onlar Cennete girerler.” “Onlar rü'yete mazhar olurlar.” ve daha bu gibi sıfatlarına münâsib çok hükümleri ve cümleleri hayâle yaptırır.
Dördüncüsü: اَلْمُفْلِحُوـنَـ kelimesindeki اَلْ hakikati tasvire işârettir. Sanki lisân-ı hâliyle diyor ki: “Eğer müflihlerin hakikatini görmek istersen, اُو۬لٰٓئِـكَ nin âyinesine bak, sana temessül edecektir.”
Yâhut onların ta'yin ve temyizlerine işârettir. Sanki diyor: “Ehl-i felâh olanları tanımak istersen, اُو۬لٰٓئِـكَ ye bak, içindedirler.”
Veya hükmün zâhir ve bedîhî olduğuna işârettir.
Beşincisi: Felâh ve necât yollarını ta'yin etmeyen اَلْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ıtlâk, ta'mîm içindir. Şöyle ki:
Kur'âna muhâtab olan, matlûbları ve istekleri muhtelif pek çok tabakalardır ki; bir kısmı, ateşten necât istiyorlar; bir kısmı, Cennete girmek istiyorlar; bir kısmı, rü'yete mazhar olmak istiyorlar. Ve bunlar gibi
