İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 38 / 255
38

S ﴾ اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ﴿ hâl iktizasına göre îcâz ise de, aynı mânâyı ifâde eden اَلْمُؤْمِنُونَ kelimesine nazaran itnâbdır (uzundur). Evet, اَلْ harfi, اَلَّذ۪ينَ ile مُؤْمِنُونَ kelimesi يُؤْمِنُونَ fiiliyle tebdil edilmiştir. Bu itnâbın, îcâza tercih sebebi nedir?

C — اَلَّذ۪ينَ esmâ-i mübhemeden olduğundan, onu ta'yin ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet, sılasına aittir. Başka sıfatlarında hiç kıymet yoktur. Bu ise, burada sılası olan îmâna büyük bir azamet vermekle insanları îmân etmeye teşvik eder.

Amma مُؤْمِنُونَ kelimesine bedel, fiil sîgasıyla يُؤْمِنُونَ nin tercihi; îmân fiilini hayâl nazarına gösterip keyfiyetin tasvir edilmesine, dâhilî ve haricî delillerin tecellîsiyle îmânın istimrar ve devam ile teceddüd etmesine işârettir. Evet, delâilin zuhûru nisbetinde îmân ziyâdeleşir, teceddüd eder.

بِالْغَيْبِ yani, nifâksız ihlâs-ı kalb ile îmân ediyorlar. Veya îmân edilen şeyler gayb olmakla beraber îmân ediyorlar. Veyâhut gâibe veya âlem-i gayba îmân ediyorlar.

Îmân; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tebliğ ettiği zarûriyât-ı diniyeyi tafsîlen ve zarûriyâtın gayrısını icmâlen tasdik etmekten hâsıl olan bir nurdur.

S — Avâm-ı nâstan, hakàik-ı diniyeyi tâbir eden ancak yüzde birdir?

C — Tâbir etmemesi, bilmemesine delil olamaz. Evet, çok defa lisân, insanın tasavvurâtından incelerini tâbirden âciz olduğu gibi kalbindeki ve vicdânındaki inceler de akla görünmez. Hattâ belâğat dâhîlerinden Sekkâkî gibi bir zât, İmruu'l-Kays veya başka bir bedevînin ibraz ettiği belâğat incelerini kavramamıştır. Maahazâ, îmânın var olup olmadığı sorgu ile anlaşılır. Meselâ: Âmî bir adama, bu âlem bütün cihetleriyle, eczâsıyla, kudretinde, tasarrufunda bulunan Sâni'in, yarattığı bu âlemin bir cihetinde olup olmadığı gibi bir sorgu yapıldığı zaman, “hiçbir cihetinde değildir! dese kâfîdir. Çünkü, nefiy cihetinin, onun vicdânında sâbit olduğuna delâlet eder.

Îmân, Sa'd-ı Taftazanî’nin tefsirine göre; “Cenâb-ı Hakk’ın, istediği kulunun kalbine, cüz'-i ihtiyarının sarfından sonra ilkà ettiği bir nurdur.” denilmiştir. Öyle ise îmân, Şems-i Ezelî’den vicdân-ı beşere ihsân edilen bir nur ve bir şuâdır ki, vicdânın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.