kestirir. Rûm mimarı da, Fâtih aleyhine da'vâ açar. Bunun üzerine mahkemeye celb edilen Büyük Pâdişah, baş köşeye geçmek istemiş. Birdenbire, hâkimin şu ihtarıyla karşılaşmış:
— Oturma beyim! Hasmınla murâfaa-i şer'î olacaksın; ayakta beraber dur!
Hızır Bey Çelebi; bu koca şânlı Pâdişah-ı maznuna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
Fakat, mimar kısası istemediği için, Büyük Fâtih, günde on altun tazminata mahkûm olur ve hattâ kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altuna çıkarır.
İslâm mahkemesinin adâletinin şânlı misâllerinden biri olan şu misâl, bize en haşmetli hükümdarlarla en âciz ferdlerin huzur-u mehâkimde müsâvî olduğunu gösteriyor.
İşte ben de bugün, Fâtih kadar şânlı, kahraman İslâm hâkimi Hızır Bey Çelebi’nin makamının mümessili olan ve hakîki adâlet-i Kur'âniyeyi esâs tutan bir makamın yerinde bulunan bir mahkemenin huzurunda bulunuyorum. Bütün kalbimi huzur ve sürûra kalbeden memnuniyetim budur.
Kahraman ecdâdımızın bu kadar ulviyetinin sırrı; kalblerinde ALLAH korkusunun mevcûdiyetiyle, Kur'ân nurunun ve nihâyetsiz feyzinin rûhlarında yerleşmiş olması ve kudsî hakàika karşı sonsuz ve nihâyetsiz derecede merbûtiyetleridir. O mübârek ecdâddan bize tevârüs eden, Allah ve Kur'ân için akıttıkları kudsî kanlarının hâlen eserleri bulunan bu yurtta ve azîz canlarını fedâ ettikleri şu memlekette: “Kur'ânın kudsî hakikatlerine hizmet ediyor, Kur'ânın tefsirini okuyor, evinde bulunduruyor.” kaydıyla mahkemenin huzuruna sevk edildim.
Evet muhâkememiz şahsımla alâkadar olmaktan ziyâde, Risale-i Nurun muhâkemesidir. Risale-i Nur ise, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın semâvî ve kudsî hakàikının tereşşuhâtı olmak hasebiyle, o yüksek eserlerdeki kıymet, doğrudan doğruya Kur'âna aittir. Şu hâlde, muhâkeme de Kur'ânın muhâkemesidir. Ehl-i Tevhid’in kitabı olan Kelâmullâh bütün âyât ve beyyinâtıyla Hàlık-ı Kâinâtın vahdâniyetini ve ehadiyetini ilân ediyor.
Kur'ânın ehl-i ukùlü hayrette bırakan i'câzı, belâğat ve fesâhati, nihâyet derecedeki yüksek üslûbu, selâset-i beyânı, elhâsıl sonsuz bedâyi' ve câmiiyeti ile ins ve cinnin kıyâmete kadar gelecek ihtiyacâtına ekmeliyetle kâfî gelmesi, dünya ve âhiret saâdetinin rehberi bulunması ve bütün asırlardaki tabakàt-ı beşere hitâb etmesi ve kâinât Hàlık’ının marziyâtını kullarına bildirecek âyât ve beyyinâtı tefsir ve izâh edecek mütehassıs ehl-i ilmin bulunması zarûretine binâen her asırda gelen binler müdakkik
