İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 234 / 255
234

Ve kezâ, Cenâb-ı Hakk’ın arzında beşerin halife olması, Allah’ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik etmesi içindir. Bu ise, tam bir ilme mütevakkıftır.

Ve kezâ, birinci âyette, kelâmın sevkiyâtı iktizasınca şöyle bir takdir olacaktır: Âdem’i halketti, tesviye etti, cesedine nefh-i rûh etti, terbiye etti, sonra esmâyı ta'lim etti ve hilâfete namzed kıldı. Sonra vaktâ ki Âdem’i melâikeye tercih etmekle rüchân mes'elesinde ve hilâfet istihkakında ilm-i esmâ ile mümtâz kıldı, makamın iktizası üzerine, eşyayı melâikeye arz ve onlardan muârazayı taleb etti; sonra melâike aczlerini hissetmekle Cenâb-ı Hakk’ın hikmetini ikrar ettiler. Kur'ân-ı Kerîm, buna işâreten, ﴾ ثُـمَّ عَرَضَهُـمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُ۫ن۪ي بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِنْ كُنْتُـمْ صَادِق۪ينَ ﴿ dedikten sonra, قَالُوا evvelce iblisin enâniyet ve kibrine kanarak yaptıkları istifsardan pişman olarak

﴾ سُـبْحَـانَكَ لَاعِلْـمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَـنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَـل۪يـمُ الْحَك۪يـمُ ﴿ dediler.

Sonra vaktâ ki isti'datlarının adem-i câmiiyetinden dolayı, melâikenin aczi zâhir oldu; makamın iktizası üzerine, Âdem’in iktidarının beyânı icâb etti ki, muâraza tamam olsun. Bunun için, ﴾ قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُـمْ بِاَسْمَٓائِهِـمْ ﴿ hitâbıyla Âdem’e fermân etti.

Sonra vaktâ ki mes'ele tebeyyün etti ve hikmetin sırrı zâhir oldu, geçen cevab-ı icmâlînin bu tafsilâta netice kılınması makamın iktizasından olduğuna binâen,

﴿ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكــُمْ اِنّي۪ٓ اَعْلَـمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَـمُ مَا تُبْـدُونَ وَمَاكــُنْتُـمْ تَكــْتُمُوـنَـ ﴾

Yani: “Sizin ketmettiğiniz şeyi bilirim.”

Şu mukâvele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki; iblisin enâniyeti, kibri, melâikeye sirâyet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir tâifenin i'tirâzı da karışmıştır.

Üçüncü Vecih: Cümlelerin hey'et ve nükteleri:

﴾ وَعَلَّـمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كــُلَّهَا ﴿ Yani: Cenâb-ı Hak, Âdem’i (A.S.) bütün kemâlâtın mebâdîsini tazammun eden àlî bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlînin tohumlarına mezraa olarak yüksek bir isti'dat ile halketmiştir ve mevcûdâtı ihâta eden ulvî bir vicdân ve ihâtalı on duygu ile techiz etmiştir ve bu üç meziyet sâyesinde, bütün hakàik-ı eşyayı öğretmeye hazırlamıştır, sonra bütün esmâyı kendisine öğretmiştir. Demek bu cümlenin evvelindeki وَ şu mukadder olan üç cümleye işârettir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.