ne ile izâle etti ve beşerin onlara tercihindeki hikmet nedir?” diye sâmi'in kalbine gelen suâle icmâlî bir cevaptır; tafsîli sonra gelecektir.
﴾ اِنّ۪ٓي اَعْلَـمُ ﴿ deki اِنَّ tahkîki ifâde etmekle tereddüd ve şübheyi def'etmek içindir. Bu ise, müsellem olmayan nazarî hükümlerde olur. Hâlbuki burada Allah’ın, halkın bilmediklerini bilmesi müsellem ve bedîhî bir hükümdür; hâşâ, melâikenin bu hükümde tereddüdleri yoktur. Binâenaleyh, burada bu اِنَّ Kur'ân-ı Kerîm’in îcâz için ihtisaren icmâl ettiği birkaç cümleye işârettir.
1. Beşerdeki maslahatlar ve beşerin hayr-ı kesîre nisbeten mefsedetleri, şerr-i kalîldir; şerr-i kalîl için hayr-ı kesîri terketmek, hikmete muhâliftir.
2. Beşerin hilâfete olan sırr-ı liyâkati, melâikece mechûl, Hàlıkça ma'lûmdur.
3. Beşerin onlara tercih hakkını veren hikmet, melâikece mechûldür.
4. اِنَّ nin ifâde ettiği tahkîk, bazen sarîh hükme değil, cümlenin bir kaydından istifade edilen zımnî bir hükme râci' olur. Burada اِنَّ nin tahkîki, ﴾ لَاتَعْـلَمُونَ ﴿ kaydından istifade edilen hükm-ü zımnîye râci'dir. Yani: “Sizler, muhakkak bilmiyorsunuz” ve kezâ Allah’ın ilmi lâzım, beşerin vücûdu melzumdur.
Bu cümlede ilm-i İlâhînin vücûduna delâlet eden اَعْلَـمُ den, beşerin vücûda geleceği tebârüz eder. Çünkü اَعْلَـمُ nün delâletine göre, ilm-i İlâhî taalluk ve tahakkuk etmiştir. Öyle ise beşerin vücûdu her hâlde olacaktır.
Melâikeye verilen o icmâlî cevabın tahkîki hakkında
﴾ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيـمٌ حَكِيـمٌ ﴿ âyetinden şöyle bir izâhat alınabilir ki: Cenâb-ı Hakk’ın ef'âli, hikmetlerden, maslahatlardan hàlî değildir. Öyle ise mevcûdât, halkın ma'lûmâtında münhasır değildir. Öyle ise melâikenin adem-i ilimleri, beşerin adem-i vücûduna delil olamaz.
Ve kezâ, Cenâb-ı Hak, hayr-ı mahz olarak melâikeyi yaratmıştır; şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır; hayr ve şerden mahrum olarak behâim ve hayvanatı halketmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kàdir ve câmi' olarak dördüncü kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da lâzımdır ki; beşerin şeheviye ve gadabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine münkàd ve mağlûb olursa, beşer, mücâhedesinden dolayı melâikeye tefevvuk eder. Aksi hâlde, hayvanattan daha aşağı olur; çünkü özrü yoktur. —O—
