İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 224 / 255
224

İkinci Makam: Bundan evvel isbât ve izâh edildiği gibi; hayat, mevcûdâtın keşşâfıdır; belki mevcûdâtın neticesidir. Binâenaleyh, bu geniş fezânın sâkinlerden ve şu yüksek semâvâtın sâkinlerden hàlî olduklarının imkânı var mıdır? Evet, bütün ukalâ-i âkıl ve nakl, manevî bir icmâ ve ittifakla melâikenin mânâ ve hakikatlerine hükmetmişlerdir; fakat tâbirleri çeşit çeşittir. Meselâ: Meşâiyûn, envâ'-ı mevcûdâtı idare eden rûhâni, mâhiyet-i mücerrede ile; İşrâkìyyûn ise, ukùl ve erbâbü'l-envâ' ile; dinler dahi, melekü'l-cibâl, melekü'l-bihâr, melekü'l-emtâr gibi tâbirlerle tâbir etmişlerdir. Hattâ, akılları kör gözlerinde bulunan maddiyûn tâifesi de, melâikenin mânâsını inkâr etmeye mecâl bulamadıklarından, fıtratın nâmuslarına nüfûz eden kuvâ-yı sâriye ile tâbir etmişlerdir.

S — Kâinâtın irtibatını, hayatını te'min için, hilkatte cereyan eden nâmuslar, kanunlar kâfî gelmez mi?

C — Senin dediğin o sârî kanunlar, nâmuslar; itibarî ve vehmî emirlerdir. Muayyen vücûdları, müşahhas hüviyetleri ancak onları temsîl eden ve onların ma'kesi bulunan ve onların yularlarını ele alan melâike ile sâbit olur.

Ve kezâ, teşekkül-ü ervâha münâsebeti olmayan şu câmid âlem-i şehâdete vücûdun münhasır olmadığına, akıl ve nakil müttefikan hükmetmişlerdir. Binâenaleyh ervâha münâsib ve muvâfık çok âlemlere müştemil olan âlem-i gayb, melâike ile dolu ve âlem-i şehâdetin hayatına mazhardır.

Hülâsa: Melâikenin mânâ-yı hakikati, bu izâh edilen emirlerden tebârüz etti. Binâenaleyh, melâikenin sûretleri, eşkâlleri arasında, ukùl-ü selîmenin kabûl ettiği vechile, Şerîat’ın izâh ve beyân ettiği şekildir ki, melekler mükerrem abddirler; emirlere muhâlefetleri yoktur ve muhtelif kısımlara münkasım ve latîf ve nurânî cisimlerdir.

Üçüncü Makam: Arkadaş! Melâike mes'elesi öyle mes'elelerdendir ki; bir cüz'ün sübûtuyla küll sâbit olur; bir ferdin vücûduyla, nev' tahakkuk eder. Zîra inkâr eden küllünü inkâr eder. Binâenaleyh, zaman-ı Âdemden şimdiye kadar bütün din adamları her asırda icmâ ve ittifakla melâikenin vücûduna ve aralarında muhâverenin sübûtuna ve müşâhedelerinin tahakkukuna ve onlardan edilen rivâyetlerin nakline hükmettikleri hâlde melâikenin hiçbirisinin insanlara görünmediği veya vücûdları hissedilmediği elbette muhâldir.

Kezâlik, beşerin akàidine karışıp hiçbir zamanda, hiçbir inkılâbda i'tirâzlara ma'rûz kalmayarak devam eden melâike i'tikàdının bir hakikate, bir asla dayanmaması ve mebâdî-i zarûriyeden tevellüd etmemesi muhâldir. Her hâlde beşerin bu umumî i'tikàdı, mebâdî-i zarûriyeden neş'et eden ve müşâhedât-ı vâkıadan hâsıl olan ve muhtelif emârelerden

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.