İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 208 / 255
208

tevcîh-i kelâm etmiştir. Sonra vaktâ ki bu makamda takib edilen maksad; îmân, ibâdet etmek ve küfran-ı ni'met etmemek, küfrü reddetmek gibi geçen usûl ve esâsları isbât için lâzım olan delilleri zikretmektir ve delillerin en vâzıhı, ahvâl-i beşer silsilesinden istifade edilen delillerdir ve ni'metlerin en büyüğü, o silsilenin ukde ve düğümlerindendir; Kur'ân-ı Kerîm, ﴾ وَكُنْتُـمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُـمْۚ ثُـمَّ يُم۪يتُكُـمْ ثُـمَّ يُحْي۪يكُـمْ ثُـمَّ اِلَيْـهِ تُرْجَعُونَ ﴿

olan Âyet-i Kerîme ile, beş düğümlü, müretteb o silsile-i acîbeye işâret etmiştir. Biz de o beş düğümü, beş mes'elede hâl ve beyân edeceğiz.

• Birinci Mes'ele: ﴾ وَكُنْتُـمْ اَمْوَاتًا ﴿ ukdesini, düğümünü açıyor. Şöyle ki:

İnsanın cesedini teşkil eden zerreler, âlemin zerrâtı içinde câmid, dağınık bir şekilde iken, bakarsın ki; mahsûs bir kanun ile, muayyen bir nizâm ile intizam altına alınarak âlem-i anâsıra gönderilir. Âlem-i anâsırda sâkit, sâkin, gizli bir vaziyette iken; birdenbire kafile kafile, muayyen bir düstur ile, yevmî bir intizam ile, bir kasd ve hikmet altında “âlem-i mevâlid”e intikal eder. Âlem-i mevâlidde de, sükût içinde iken; birdenbire acîb, garîb bir tarz ile “nutfe”ye inkılâb eder. Sonra müteselsil inkılâblar ile “alaka” olur, sonra “mudğa” olur, sonra et, kemik olur. Bu inkılâbların herbirisi, evvelkisine nisbeten daha mükemmel ise de, lâyıkına göre mevâddır, yani hayatsızdır.

S — Mevt, hayatın zevâlidir. Hâlbuki o zerrelerde hayat yoktur ki; zevâli, mevt olsun?

C — Mevtin o zerrelere ıtlâk edilmesi, mecâzdır. Sebebi ise; üçüncü, dördüncü düğümleri zihne kabûl ettirmek üzere, zihin için bir hazırlamadır.

• İkinci Mes'ele: فَاَحْيَاكُـمْ düğümünü açıyor.

Evet hayat, Kudret-i Ezeliyenin en büyük ve en ince ve en acîb bir mu'cizesidir ve bütün ni'metlerden üstündür ve mebde' ve meâdin bürhânlarından en zâhir bürhândır.

Evet hayat nev'ilerinin en ednâsı nebât hayatıdır. Hayat-ı nebâtiyenin başlangıcı, çekirdekte veya habbede hayat düğümünün uyanıp açılmasıdır. Bunun keyfiyeti o kadar zâhir, o kadar umumî, o kadar me'lûf iken, zaman-ı Âdemden şimdiye kadar hikmet-i beşerden ve felsefesinden gizli kalmıştır. İşte hayatın ne derece ince olduğu anlaşıldı.

Ve kezâ, hayatı olmayan bir cisim, en büyük bir dağ da olsa tekdir, yetîmdir, mekânından başka bir şeyle münâsebeti yoktur. Lâkin bal arısı gibi küçük bir cisim, hayata mazhar olduğu zaman, bütün kâinâtla münâsebetdâr olur ve herşeyle alışveriş yapar, hattâ diyebilir ki; kâinât benim mülkümdür, benim yerimdir. Kâinâtın her tarafına gider,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.