İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 158 / 255
158

Ey insafsız! Seni insafa dâvet ediyorum. Bir kere كَلِّمِ النَّـاسَ عَلٰى قَدَرِ عُقُولِهِـمْ olan meşhûr düsturu nazara almakla, zamanlarıyla muhîtlerinin müsâadesizliğini düşünerek, telâhuk eden binlerce efkârın neticelerinden doğan şu keşfiyât-ı fenniyeyi o zamanlardaki insanların kafa mideleri alıp hazmedemediklerine dikkat edersen anlayacaksın ki; Kur'ân-ı Kerîm’in o gibi mes'elelerde ihtiyar ettiği ibham ve ıtlâk yolu, ayn-ı belâğat olduğu gibi, yüksek i'câzını da isbâta âşikâr bir delil olduğunu gözün kör değilse göreceksin!

Kur'ânda, delâil-i akliyeye ve fennin keşfiyâtına muhâlif bazı âyetler vardır dedikleri üçüncü şübhelerine cevab:

Kur'ân-ı Kerîm’de takib edilen maksad-ı aslî; isbât-ı Sâni', nübüvvet, haşir, adâlet ile ibâdet esâslarına cumhûr-u nâsı irşad ve îsâl etmektir. Binâenaleyh, Kur'ân-ı Kerîm’in kâinâttan yaptığı bahis tebeîdir; kasdî değildir. Yani “ligayrihî” dir, “lizâtihî” değildir.

Yani Kur'ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk’ın vücûd, vahdet ve azametine istidlâl sûretiyle kâinâttan bahsetmiştir. Yoksa, kâinâtın bizzat keyfiyetini izâh etmek için değildir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm; coğrafya, kozmoğrafya gibi kasden kâinâtın keyfiyetinden mânâ-yı ismiyle bahseden bir fen, bir kitab değildir. Ancak, kâinât sahifesinde yazılan San'at-ı İlâhiyenin nakışları ve yaratılan kudretin mu'cizeleri ve kozmoğrafyacıları hayrette bırakan nizâm ve intizamla; mânâ-yı harfiyle Sâni' ve Nazzâm-ı Hakîkîye istidlâl keyfiyetini öğretmek için nâzil olan bir kitaptır. Binâenaleyh; san'at, kasd, nizâm; kâinâtın her zerresinde bulunur, matlûb hâsıl olur; teşekkülü nasıl olursa olsun bizim matlûbumuza taalluku yoktur.

Febinâen alâ zâlik, mâdemki Kur'ânın kâinâttan bahsi istidlâl içindir ve delilin de müddeâdan evvel ma'lûm olması şarttır ve delilin muhâtablarca vuzûhu müstahsendir; bazı âyetlerin onların hissiyatına ve edebî ma'lûmâtlarına imâle etmesi ve benzetmesi, muktezâ-yı belâğat ve irşad olmaz mı? Fakat bu âyetlerin, hissiyatlarına imâle etmesi mes'elesi o hissiyata kasden delâlet etmek için değildir. Ancak, kinâye kabîlinden o hissiyatı okşamak içindir. Maahazâ, hakikate ehl-i tahkîki îsâl için, karîne ve emâreler vaz'edilmiştir.

Meselâ; eğer Kur'ân-ı Kerîm, makam-ı istidlâlde şöylece demiş olsa idi ki: “Ey insanlar! Güneşin zâhirî hareketiyle hakîki sükûnuna ve arzın zâhirî sükûnuyla hakîki hareketine ve yıldızlar arasında câzibe-i umumiyenin garîbelerine ve elektriğin acîbelerine ve yetmiş unsur arasında hâsıl olan imtizacâta ve bir avuç su içinde binler mikrobun bulunmasına dikkat ediniz ki, bu gibi hàrika şeylerden Cenâb-ı Hakk’ın herşeye kàdir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.