İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 147 / 255
147 Nübüvvetin Tahkiki

girerse, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da insanlara oyuncak olur.

Üçüncü Nükte: Mütenâsib olan eşya arasında meyil ve cezbe vardır. Yani, birbirine temâyül ederler ve yekdiğerini celbederler; aralarında, ittihâd olur. Fakat birbirine zıd olan eşyanın aralarında nefret vardır, çekememezlik olur.

Dördüncü Nükte: Cemâatte olan kuvvet ferdde yoktur. Meselâ, çok iplerin hey'et-i mecmuasının teşkil ettiği urgandaki kuvvet, ipler birbirinden ayrı olduğu zaman bulunmaz.

Bu nükteler göz önüne getirilmekle o Hazretin sahifesi okunmalıdır. Evet, o zâtın bütün âsârı, sîretleri, tarihçe-i hayatı vesâir ahvâli, onun pek büyük, azîm ahlâk sâhibi olduğuna şehâdet ediyorlar. Hattâ düşmanları bile onun ahlâkça pek yüksekliğinden dolayı kendisini “Muhammedü'l-Emîn” ile lakablandırmışlardır.

Ma'lûmdur ki, bir zâtta ictimâ' eden ahlâk-ı àliyenin imtizacından; izzet-i nefis, haysiyet, şeref, vakar gibi, hasîs, alçak şeylere tenezzül etmeye müsâade etmeyen yüksek hâller husûle gelir. Evet, melâike, ulüvv-ü şânlarından, şeytanları reddeder, kabûl etmezler.

Kezâlik, bir zâtta ictimâ' eden ahlâk-ı àliye; kizb, hile gibi alçak hâlleri reddeder. Evet, yalnız şecâatle iştihâr eden bir zât, kolay kolay yalana tenezzül etmez. Bütün ahlâk-ı àliyeyi cem'eden bir zât, nasıl yalana ve hileye tenezzül eder; imkânı var mıdır?

Hülâsa: Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kendi kendine güneş gibi bir bürhândır.

Ve kezâ, O Zâtın (A.S.M.) dört yaşından kırk yaşına kadar geçirmiş olduğu gençlik devresinde bir hilesi, bir hıyâneti görülmemiş ve bir yalanı işitilmemiştir. Eğer o Zâtın yaratılışında, tabiatında bir fenâlık, bir kötülük hissi ve meyli olmuş olsaydı; behemehal gençlik sâikasıyla dışarıya verecekti. Hâlbuki bütün yaşını, ömrünü kemâl-i istikametle, metânetle, iffetle, bir ıttırâd ve intizam üzerine geçirmiş, düşmanları bile hileye işâret eden bir hâlini görmemişlerdir.

Ve kezâ, yaş kırka bâliğ olduğunda iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlâk olursa olsun rüsuh peydâ eder, meleke hâline gelir; daha terki mümkün olmaz. Bu zâtın tam kırk yaşının başında iken yaptığı o inkılâb-ı azîmi âleme kabûl ve tasdik ettiren ve âlemi celb ve cezbettiren, O Zâtın (A.S.M.) evvel ve âhir herkesçe ma'lûm olan sıdk ve emâneti idi. Demek o Zâtın (A.S.M.) sıdk ve emâneti, da'vâ-yı nübüvvetine en büyük bir bürhân olmuştur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.