﴾ فَلَا تَجْـعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا ﴿ Başta bulunan ف geçen dört fıkraya bakıyor. Yani: “O’dur Ma'bûd, şerîk yapmayınız. O’dur Kàdir-i Mutlak, şerîkini i'tikàd etmeyiniz. O’dur Mün'im, şükründe şerîk yapmayınız. O’dur Hàlık, başka bir hàlık tahayyül etmeyiniz.”
تَجْـعَلُوا Bu tâbirin, تَعْتَـقِدُوا tâbirine tercihi, onların, Allah’a isnâd ettikleri şerîklerin ve misillerin aslı ve hakikati olmadığı için o uydurma şerîklerin i'tikàd edilecek şeyler olmadığına; ancak uydurma, ca'lî şeyler olduklarına işârettir.
لِلّٰهِ lafza-i Celâl’in اَنْـدَادًا üzerine takdimi, Allah’ın dâima hazır olduğunu düşünmek lüzumuna ve nehyin menşe'i, şerîkin Allah için yapılışı olduğuna işârettir.
اَنْـدَادًا “Endâd”, نِدْ “Nidd”in cem’idir. “Nidd” ise, “misil” mânâsınadır. Hâlbuki, Cenâb-ı Hakk’a yapılan misil, onun zıddı olur. Bir şey, hem zıd, hem misil olamaz; ve bir şeyin zıddı, ona misil olamaz. Öyle ise mislin bulunması, mislin muhâliyetini istilzam eder.
اَنـْدَادًا in sîga-i cem' ile zikri, müşriklerin cehâletine işârettir. Yani: “Hiçbir cihetten bir benzeri olmayan Cenâb-ı Hakk’a nasıl bir sürü misil ve zıd yapıyorsunuz?”
Ve kezâ, bütün envâ'-ı şirkin reddine işârettir. Yani: “Ne zâtında ve ne sıfâtında ve ne ef'âlinde şerîki, şebîhi yoktur.”
Ve kezâ, vesenî, sâbiî, ehl-i teslîs, ehl-i tabiat gibi fırak-ı dâllenin tevehhüm ettikleri şerîklerin tabakalarına işârettir.
İhtar: Vesenî Mezhebi’nin menşe'i; yıldızları ilâh i'tikàd etmek, hulûlü tahayyül etmek, cismiyeti tevehhüm etmek gibi gülünç şeylerdir.
﴾ وَاَنْتُـمْ تَعْـلَمُوـنَـ ﴿ Bu cümle ile âyetlerin sonunda zikredilen emsâlî cümleler, İslâmiyet’in menşe'i, ilim; esâsı, akıl olduğuna işâret eder. Binâenaleyh İslâmiyet’in, hakikati kabûl ve safsatalı evhâmı reddetmek, şânındandır.
تَعْـلَمُوـنَـ ye bir mef'ûlün terki, çok mef'ûllerin takdirine sebeb olmuştur. Demek, îcâz ve ihtisarı yapmakla itnâb ve uzatmaktan kaçar iken, daha ziyâde itnâba, tatvîle sebeb olmuştur. Yani: Allah’tan başka ma'bûd’unuz olmadığını, hàlıkınızın bulunmadığını başka bir kadîr-i mutlak olmadığını ve mün'iminizin bulunmadığını bilirsiniz.
Kezâ bilirsiniz ki, onların uydurdukları âlihe ve esnâm, bir şeye kàdir olmayıp, onlar da mahlûk ve mec'ûl şeylerdir.
