İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 141 / 255
141 Tevhidin İsbâtı

Ve kezâ, insanların faziletine ve yüksek bir kıymete mâlik olduğuna ve indallâh mükerrem bulunduğuna bir îmâdır. Sanki beşere emrediyor:

Ey beşer! Yüksek ve alçak bütün ecrâmı sizin istifadenize tahsîs etmekle sizlere bu kadar i'zâz ve ikramlarda bulunan Cenâb-ı Hakk’a ibâdet ediniz ve sizlere yaptığı kerâmete karşı liyâkatinizi izhâr ediniz!

Ve kezâ esbâb ve tabiata te'sirin verilmesini reddediyor. Şöyle ki:

Ey insan! Şu gördüğünüz yerler, gökler; sıfatlarıyla beraber, bir Hàlık’ın halkıyla, kasdıyla, tahsîsiyle ve bir Nâzımın nazmıyla husûle gelip bu intizamı bulmuşlardır. Kör tabiatın, bu kadar büyük şeylerde yeri olmadığı gibi en küçük şeylerde de yeri yoktur.

Ve kezâ, sıfatlar da mümkinâttan oldukları cihetle, Sâni'a delâlet ettiklerine işârettir. Zîra cisimleri teşkil eden zerreler, büyüklük-küçüklük, çirkinlik-güzellik gibi gayr-ı mütenâhî ahvâl ve keyfiyetleri kabûl etmekte müsâvîdirler. Yani bir zerrenin, bin keyfiyeti kabûl etmeye kàbiliyeti vardır ve bir hâlet, binlerce zerrelere hâl olabilir. Binâenaleyh, güzellik gibi bir sıfat, binlerce zerrelere ve dolayısıyla cisimlere sıfat olabildiği hâlde, o kadar imkânât ve ihtimaller içinde muayyen bir cisme ta'yin edildiği zaman; herhalde bir kasd ile, bir hikmet altında, bir zâtın irâde ve tahsîsiyle, binlerce cisimler arasında o cisim, o sıfata mevsuf kılınmıştır.

لَكُـمْ Bu ل ihtisas için değildir, ancak sebebiyeti ifâde ediyor. Yani arzın tefrişine sebeb –yani vesile– insandır. Bu misâfirhânedeki ziyâfet onun nâmına verildi. Fakat istifade, insanlara mahsûs ve münhasır değildir. Öyle ise insanların ihtiyacından, istifadesinden fazla kalana abes denilemez.

فِرَاشًا Bu tâbir, garîb bir nükte-i belâğata işârettir. Çünkü; arzın sıkletinden dolayı suya batıp kaybolması tabiatının icâbatından olduğu hâlde, Cenâb-ı Hak, merhametiyle bir kısmını dışarıda bırakarak, insanlar için bir mesken ve ni'metlerine bir mâide, yani bir sofra olmak üzere tefriş etmiştir.

Ve kezâ فِرَاشًا tâbirinden anlaşılıyor ki, arz, bir hânenin tabanı gibi insan ve hayvanlara ferş ve bastedilmiştir. Öyle ise arzdaki nebâtât ve hayvanat, hânedeki efrâd-ı aile ile erzâk ve sâire gibi levâzım-ı beytiye hükmündedir.

Ve kezâ فِرَاشًا tâbirinden anlaşılıyor ki, arz, taş gibi katı ve sert değildir ki kàbil-i süknâ olmasın ve su gibi mâyi de değildir ki, zirâat ve istifadeye kàbil olmasın; belki orta bir vaziyette yapılmıştır ki, hem mesken,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.