﴾ لَعَـلَّ : ﴿ لَعَلَّكُـمْ تَتَّقُوـنَـ kelimesi, ümîd ve recâyı ifâde ediyor. Fakat bu mânâ –hakikatiyle– Cenâb-ı Hak hakkında istimâl edilemez. Binâenaleyh, ya mecâzen istimâl edilecektir veya muhâtablara veyâhut sâmi' ve müşâhidlere isnâd edilecektir.
Mânâ-yı mecâzıyla Cenâb-ı Hak hakkında isnâd edilmesi şöyle tasvir edilir:
Nasıl ki bir insan, bir iş için bir adamı techiz ettiği zaman, o işin o adamdan yapılmasını ümîd eder. Kezâlik –bilâ-teşbih– Cenâb-ı Hak, insanlara; kemâl için bir isti'dat, teklif için bir kàbiliyet ve bir ihtiyar vermiştir. Bu itibarla Cenâb-ı Hak, insanlardan o işlerin yapılmasını intizar etmektedir, denilebilir. Bu teşbih ve istiârede, hilkat-i beşerdeki hikmetin takvâ olduğuna ve ibâdetin de neticesi takvâ olduğuna ve takvânın da en büyük mertebe olduğuna işâret vardır.
Recâ mânâsının muhâtablara atfedilmesi şöyle izâh edilir:
Ey muhâtab olan insanlar! Havf ve recâ ortasında bulunmakla, takvâyı recâ ederek Rabbinize ibâdet ediniz. Bu itibarla insan, ibâdetine i'timâd etmemelidir ve dâima ibâdetinin artmasına çalışmalıdır.
Recâ mânâsı, sâmi' ve müşâhidlere göre olursa şöyle te'vil edilecektir:
Ey müşâhidler! Arslanın pençesini gören adam, o pençenin iktizası olan parçalamayı arslandan ümîd ve recâ ettiği gibi; siz de, insanları ibâdet techizâtıyla mücehhez olduklarını gördüğünüzden, onlardan takvâyı recâ ve intizar edebilirsiniz. Ve kezâ, ibâdetin fıtrî bir iktiza neticesi olduğuna işârettir.
تَتَّـقُونَ Takvâ, tabakàt-ı mezkûrenin ibâdetlerine terettüb ettiğinden, takvânın bütün kısımlarına, mertebelerine de şâmildir. Meselâ: Şirkten takvâ; kebâirden, mâsivâullâhtan kalbini hıfzetmekle takvâ; ikàbdan ictinâb etmekle takvâ; gadabdan tahaffuz etmekle takvâ... Demek تَتَّـقُونَ kelimesi bu gibi mertebeleri tazammun eder.
Ve kezâ, ibâdetin ancak ihlâs ile ibâdet olduğuna ve ibâdetin mahzân vesile olmayıp maksûd-u bizzat olduğuna ve ibâdetin sevâb ve ikàb için yapılmaması lüzumuna işârettir.
﴾ اَلَّذ۪ي جَعَـلَ لَكُـمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّـمَٓاءَ بِـنَٓاءً ﴿ Kur'ân-ı Kerîm, bu cümle ile beyân ettiği kudret-i İlâhiyenin azametiyle insanları ibâdete teşvik edip heyecana getiriyor. Şöyle ki:
Ey insanlar! Arz ve semâyı sizlere mutî' ve hizmetkâr yapan Zât, yaptığı şu iyiliğe karşı ibâdete müstehaktır; ibâdetini ediniz!
