İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 133 / 255
133 Tevhidin İsbâtı

veya devletin işlerini tanzim eden nizâmların, düsturların, kanunların mecmuasıdır; kezâlik, tabiat denilen şey de, âlem-i şehâdetin uzuvlarından ve eczâlarından sudûr eden ef'âl arasında bir nizâm ve bir intizamı îka' eden İlâhî bir şerîat-ı fıtriyedir. Binâenaleyh, Şerîat ile devlet nizâmı, ma'kul ve itibarî emirlerden oldukları gibi, tabiat dahi itibarî bir emir olup, hilkatte yani yaratılışta cârî olan “âdetullâh”tan ibarettir.

Amma tabiatın bir mevcûd-u haricî olduğunu tevehhüm etmek, bir fırka askerin, idman ve ta'lim esnâsında yaptıkları o muntazam hareketlerini gören bir vahşînin; “Aralarındaki o nizâmı idare edip birbiriyle bağlayan ip gibi bir şey mevcûddur.” diye vahşîce ettiği vehme benzer. Binâenaleyh, vicdânı ve aklı vahşî olan bir adam, sathî ve tebeî bir nazarla devam ve istimrarını muhâfaza eden tabiatın müessir bir mevcûd-u haricî olduğuna ihtimal verebilir.

Hülâsa: Tabiat, Allah’ın san'atı ve şerîat-ı fıtriyesidir. Nevâmis ise, onun mes'eleleridir. Kuvâ dahi, o mes'elelerin hükümleridir.

Tevhid’e geçiyoruz:

Kur'ân-ı Kerîm, Sâni'in vahdetine dair delillerden hiçbir şey terketmemiştir. Bilhassa: “Arz ve semâda Allah’tan başka ilâhlar olmuş olsa idiler, şu görünen intizam fesâda uğrardı.” mânâsında olan ﴾ لَوْ كَانَ فِيـهِمَا آلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا ﴿ âyetinin tazammun ettiği “Bürhânü't-Temânü'” Sâni'in vâhid ve müstakil olduğuna kâfî bir delildir. Ve istiklâliyet, Ulûhiyetin zâtî bir hàssası ve zarûrî bir lâzımı olduğuna nurlu bir bürhândır.

Ey arkadaş! Bahsinde bulunduğumuz âyetin evvelinde bulunan اُعْبُـدُوا emri, İbn-i Abbâs’ın tefsirine nazaran, insanları Tevhid’e dâvet eden bir emirdir. Ve aynı zamanda bu âyet, hey'et-i mecmuasıyla tevhid’e işâret eden pek latîf ve güzel bir bürhânı tazammun etmiştir. Şöyle ki:

Nev'-i beşer ile sâir hayvanatın medâr-ı maîşetleri olan semerâtın tevlîdi için, arz ile semâ arasındaki muâvenet ve münâsebetleri ve âsâr-ı âlemin birbirine müşâbehetleri ve etraf-ı âlemin birbiriyle kucaklaşmaları ve birbirinin elini tutup ihtiyaçlarını te'min etmeleri ve yekdiğerinin suâline cevab verip yardımına koşmaları ve tamamıyla bir nokta-i vâhideye bakmaları ve bir nizâm-ı vâhidin mihveri üstünde hareket etmeleri gibi hâlleri hâvî olan böyle garîb bir makine, sâhib ve Sâni'inin bir olduğunu kat'î bir şehâdetle ilân etmekle, “Herbir şeyde, Sâni'in vahdetine delâlet eden bir âyet ve bir alâmet vardır.” mânâsında olan şu beyitle tanîn-endâz oluyorlar:

وَفِى كُلِّ شَيْءٍ لَهُ آيَةٌ تَدُلُّ عَلٰى اَنَّهُ وَاحِدٌ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.