ihtimali yoktur. Ancak, esbâbın arkasında hazır bulunan yed-i kudret o müsebbebâtı hıfz eder. Ve Hikmet-i İlâhiye muvâzene ve nizâm kanunu mûcibince başka mevkilere gönderir, ihmal etmez. Evet, harâret suyu kaynatmakla suyun bünyesini tahrib ettiği zaman, o tahrib neticesi vücûda gelen buhar ademe gitmez, belki nizâmât-ı havâiye mûcibince muayyen bir mecrâya sevkedilir ve muayyen bir mevkie çıkar, emr-i İlâhiyeye intizaren orada durur.
Ve kezâ, ذَهَبَ tâbirinden anlaşılır ki, havass-ı hamse denilen duygular, sağır, kör, câmid tabiattan neş'et etmiş değildirler. Ancak o duygular, Cenâb-ı Hak’tan ihsân edilen hediyelerdir. Yalnız göz, kulak tâbirleri adi birer isimdirler.
Ve kezâ, ذَهَبَ ’nin harf-i cerr olan ب ile beraber gelmesinden anlaşılıyor ki, müsebbebât esbâbdan ayrıldığı zaman başıboş bırakılmaz, yine bir nizâm altına alınır. Çünkü ذَهَبَ بِهِ “beraberce götürmek” mânâsını ifâde eder. Beraber götürülen birşey sâhibsiz, başıboş bırakılmaz.
İhtar: Sem'in müfred olarak, basarın cem olarak zikirleri işitilen bir, görünen çok olduğuna işârettir. Evet, söylenilen sözler birer birer kulağa girer, öyle işitilir. Fakat çok şeyler bir defa bakmakla göze görünür.
﴾ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ﴿ Bu cümledeki nükteler ve işâretler:
Evvelâ, bu cümle münâfıkları ve yolcuları istilâ eden dehşetin hakikat olduğuna bir fezleke ve bir hülâsadır. Ve bu hülâsadan anlaşılır ki, yolcuların ahvâli, münâfıkların ahvâlini tamamıyla temsîl ettiği ve herbir hâlleri yolcuların hâllerinde göründüğü gibi, herbir zerrede ve herbir hâlde kudret-i İlâhiyenin de tasarrufu görünür.
Tahkîki ifâde eden اِنَّ dahil olduğu hükmün sâbit ve sarsılmaz hakikatlerden olduğuna delâlet ettiği gibi, mes'elenin azametini ve vüs'atini ve dikkatini ve nev'-i beşerin bu gibi mes'elelerde aciz, zayıf ve kàsır olduğunu remzen gösteriyor. Çünkü bu gibi yakìnî mes'elelerde tereddüdü intac eden, ancak vehimlerdir. Vehimleri tevlîd eden za'fiyet, acz, kusurdur; bunlar ise insanın tıynetiyle yoğrulmuş sıfatlardır.
اَللّٰهُ Lafza-i Celâlin burada sarâhaten zikredilmesi, bu cümledeki hükmü isbât eden delile işârettir. Çünkü bütün mevcûdât, taht-ı tasarrufunda ve dâire-i şümûlünde bulunan kudret, sâir sıfatlar gibi Ulûhiyetin lâzimesidir.
