Dördüncüsü: Güneş, yağmur, su, ziyâ, çiçeklere isabet ederse hayat verirler. Nebâtâta olursa terbiye ve tenmiye ettirirler. Pis şeylere isabet ederlerse kabîh kokuları ihdâs ederler. Emvât ve ölülere bakarlarsa ufûnet tevlîd ederler. Kezâlik, rahmet ve ni'met dahi kendilerine lâyık olan mevkilere isabet etmezler de, onları intizar edip kıymetlerini bilmeyen mevkilere isabet ederlerse zahmetlere ve nikmetlere inkılâb ederler.
Beşincisi: İkinci temsîlin meâliyle münâfıkların kıssasının meâli arasında, eczâlarına bakılmaksızın münâsebet olduğu gibi, her iki tarafın eczâları arasında da münâsebetler vardır. Ezcümle, صَيِّبٍ nebâtâta hayat verdiği gibi, İslâmiyet de ervâha hayat veriyor. Şimşek, gök gürültüsü, va'd, vaîd, yani hayırlı ve zararlı, Allah’ın emirlerine; zulümât da küfrün şübhelerine, nifâkın şeklerine işârettir.
Sonra, bu temsîlin cümleleri arasındaki münâsebetler:
Kur'ân-ı Kerîm ﴾ اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّـمَٓاءِ ﴿ cümlesiyle, “Münâfıklar ıssız, korkunç, vahşetli bir sahrâda, karanlıklı bir gecede herbir katresi bir mermi gibi şiddetli bir yağmura tutulan yolcular gibidir” dediği zaman, sâmi' derhâl ayıldı, suale geldi ve dedi: Yağmurlar merğub ve matlûb bir rahmet iken, niçin onlara korkunç bir musîbete dönmüştür?
Kur'ân-ı Kerîm, bu suale karşı o yağmurun dehşetini tasvir etmekle,
﴾ فِيـهِ ظُـلُمَاتٌ ﴿ demiştir. Ve ظُـلُمَاتٌ ’ın cem’iyle, bulutların zulmetine ve yağmurun kesâfetinden hâsıl olan zulmete ve o zulmet ihâtalı ve kesretli olduğundan, sanki gecedeki bulut gibi, bulutun yağdırdığı siyah siyah katrelerin zulmetine zarf olduğunu bildirmiştir.
Sonra, zulmetli, yağmurlu geceler alelekser gürültülü olurlar. Sâmi' yine suale geldi ve dedi: Acaba onların da bu gecelerinde gürültü var mıdır?
Kur'ân-ı Kerîm buna da cevaben ﴾ وَرَعْـدٌ ﴿ diye, vaziyetin dehşet ve korkulu olduğuna işâret etmiştir. Sanki mevcûdâtın bir zâhirî padişahı olan semâ, onları felâketlere ve helâketlere sevk etmek için, zemini sarsan gürültüsüyle, her tarafı dehşetlere veren şimşeklerinin sesleriyle çağırıp bağırıyor. İşte böyle bir vaziyet karşısında, böyle dehşetli bir musîbete uğrayan bir adam, kendi sükûtu içinde kâinâtın her tarafından zararlı hareketlerin, korkunç sayhaların kendisine gelmekte olduğunu tahayyül eder. Maahazâ, ra'd sesini işittiği vakit, onun sayhalarını kendisine karşı pek
