İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 101 / 255
101 Münâfıklar Hakkında

Temsîlin meâli ise: Evvelen ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhâfaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kalmışlardır. Sonra herşey onlara görünmez olmuştur. Gece vakti ses sadâ olmadığından, sanki sağır olmuşlardır. Ateşleri söndüğünden, âmâ gibi olmuşlardır. Bir muhâtab veya bir yardımcıları bulunmadığından, sanki lâl olmuşlardır. Ve o zulmetten çıkıp rücûa kàdir olmadıklarından, sanki rûhsuz, heykel kesilmişlerdir. İşte temsîldeki cümlelerle hikâyedeki cümleler arasında muvâfakat tamamen tebârüz etmekle, aralarında bir muhâlefet kalmadığı tebeyyün etti.

İhtar: Temsîldeki zulmet, hayret, ateş, hikâyedeki küfür, adem-i sebat ve fitnelerine işârettir.

Sual: Temsîlde nurdan bahsedilmiştir. Münâfıkların nuru nerede?

Elcevab: Kendisinde nur olmayan bir insan, muhitinde bulunan nurdan istifade eder. Muhitinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev’inde, nev’inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya menfaatleri için lisânında vardır. Bu da olmasa, evvelce îmân edip sonra irtidat edenlerin evvelki nurlarına işârettir. Bu da olmasa dünyaya ait gördükleri istifadelerine işârettir. Ateşin, fitnelerine işâret olduğu gibi. Bu da olmadığı takdirde dâire-i imkânda olan nurları, vücûd dâiresine indirilmiştir. ﴾ اِشْـتَرَوُا الضَّـلَالَةَ بِالْهُـدٰى ﴿ ’daki hidayet gibi.

Sonra cümlelerin arasındaki cihet-i irtibata gelince:

﴾ مَثَـلُهُـمْ كَمَثَـلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَاراً ﴿ Yani, “Onların meseli, ateş yakan adamın meseli gibidir.” Bu cümlenin mevki ve makama olan münâsebeti, şöyle tasvir edilebilir ki:

Âyette beyân edildiği şekil üzerine, ateş yakan adamın hâli, Cezîretü'l-Arab’da sâkin Kur'ân’ın muhâtablarından birinci tabakadaki adamların hâllerine tetâbuk ediyor. Zîra o tabakadaki adamlar, bu ateşi yakan adamın hâlini ya bizzat görmüşler veya işitmişlerdir. Ve o halin ne derece müessir ve fecî olduğunu hissetmişlerdir. Zîra onlar çok defa güneşin zulmünden gecenin zulmetine kaçarak gecenin serinliğinde yollarına devam ettikleri sırada, şiddetli yağmurlara rast gelerek çok zahmetlere düşmüşlerdir. Ve kezâ çok defa yollarını kaybederek muzır hayvanlarla dolu mağaralara girmişlerdir. Ve arkadaşlarını görüp onlarla ferâhlanmak ve eşyalarını görüp, muhâfaza etmek veya muzır hayvanları görüp onlardan tahaffuz etmek için ateş yakmışlardır. Ateşin ziyâsından istifade ederlerken,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.